Pazar sabahını bundan daha iyi anlatanşarkı daha yazılmadı...Yazılması da zor bence...Velvet Underground a kulak verelim. Kendi radyomu açtığımda her pazar sabahı saatbaşı bu parçayı çalacağım.
dadal.
Sunday morning
Brings the dawn in
It's just a restless
feeling by my side
Early dawning
Sunday morning
It's just the wasted years
so close behind
Watch out the world's behind you
There's always someone around you
who will callIt's nothing at all
Sunday morning
And I'm falling
I've got a feeling
I don't want to know
Early dawning
Sunday morning
It's all the streets you crossed,
not so long ago
Watch out the world's behind you
There's always someone around
you who will call
It's nothing at all
Sunday, November 12, 2006
Saturday, November 11, 2006
Thursday, November 09, 2006
bir zaman sonra zaman da
zaman tanımaz olur kendine
o zaman tam o zaman
acımaz ellerime batan çizgiler
gözlerimle mil çekip geçmişe
işte zaman o zaman
bir zaman daha sonra zaman
başlar kendi içinde dönmeye
az evvel buhar olan damlalar
zamansız yağan ikindi yağmurundan
dadal
26.o7.2002 (yaz zamanıydı ve sıcaktı)
zaman tanımaz olur kendine
o zaman tam o zaman
acımaz ellerime batan çizgiler
gözlerimle mil çekip geçmişe
işte zaman o zaman
bir zaman daha sonra zaman
başlar kendi içinde dönmeye
az evvel buhar olan damlalar
zamansız yağan ikindi yağmurundan
dadal
26.o7.2002 (yaz zamanıydı ve sıcaktı)
bazı günler düğmeleri eksik
cepleri kenarından sökülmüş cekedimle
geçerken yorulduğum sokaklarda
oturup aklıma daha önce hiç
gelmeyen şeyleri düşünüyorum
uzuyor, uzuyor, uzuyor
eski duvarları sarı boyalı evlerin
belki de bir süredir traşsız yüzüm
iki üç haftadır sessizim
belki de bir süredir
kendimden ayrı yaşıyorum
koyungözü sokağında, hamamönünde
09.05.2000
dadal ( o vakitler daha yaşlıydım)
cepleri kenarından sökülmüş cekedimle
geçerken yorulduğum sokaklarda
oturup aklıma daha önce hiç
gelmeyen şeyleri düşünüyorum
uzuyor, uzuyor, uzuyor
eski duvarları sarı boyalı evlerin
belki de bir süredir traşsız yüzüm
iki üç haftadır sessizim
belki de bir süredir
kendimden ayrı yaşıyorum
koyungözü sokağında, hamamönünde
09.05.2000
dadal ( o vakitler daha yaşlıydım)
Wednesday, November 08, 2006
GÜNLERDEN EYLÜL, AYLARDAN ERGİN GÜNÇE
Günlük şarabımız bir maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde
Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı bulduğumu
İstersem bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor
İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir
Günlük peynirimizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum
Günlerden Eylül, aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum
Ergin Günçe
1981
neden "telefon edilemeyen" bir yere gittin ki...sürgüne gittiğin Amasya bile bu kadar uzak değildi...
dadal
Günlük şarabımız bir maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde
Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı bulduğumu
İstersem bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor
İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir
Günlük peynirimizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum
Günlerden Eylül, aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum
Ergin Günçe
1981
neden "telefon edilemeyen" bir yere gittin ki...sürgüne gittiğin Amasya bile bu kadar uzak değildi...
dadal
Hayatı çözdüm sananlar, aşkı bildim diyenler (en çok da bu iki gruba sinir oluyorum, en bilinemeyecek şeylere atladıkları için)...laaa bi s**tirin gidin laaa...bana sayısaldan bu hafta çıkacak altı sayıyı da söylesenize laaa...aaa nooldu neden sustunuz evladım...geleceği bilemediğiniz için mi...lan geri zekalı geleceği bilmedikten sonra neyi biliyorsun lan...aşkın ne olduğunu yazarlar şairler bilemiyor da sen mi biliyorsun lan...hayatın nesini bağlamıştın da neresinden çözdün lan...önce bir ev geçindir doğalgaz açtır su bağlattır kapıcıya ekmek parası ver her sabah haftada üç gün alışveriş, hah yap bakııym bunları, aferin bak ne güzel... aşk gelir yetişir arkadan mecali kalırsa merak etme....
Başkalarına dayanıp yaşayan insanlar...neznimde zavallıdır...ettiği kelam da zavvalının kelamıdır...kızmak değil acımak lazım, bak yine ben hatalıyım...
öfkeli bir dadal oldum . yakında nükleer bir patlamaya sebep bile olabilirim.
Başkalarına dayanıp yaşayan insanlar...neznimde zavallıdır...ettiği kelam da zavvalının kelamıdır...kızmak değil acımak lazım, bak yine ben hatalıyım...
öfkeli bir dadal oldum . yakında nükleer bir patlamaya sebep bile olabilirim.
Tuesday, November 07, 2006
Anladım ki en dayanamadığım şey insanların aptal olması...bunu salt bir zeka sorunu olarak görmüyorum.Mesela şakadan anlamamak, her şeyi biliyorum sanmak da çok belirgin birer aptallık göstergesi. Hayatın, üstelik sonunda biyolojik yenilginin kaçınılmaz olduğu hayatın önceden görülen miktarının yarısından azını yaşadığı halde hayat hakkında herşeyi bildiğini sananlar var. Bunlar aptaldır mesela. Başı ağrımadan 3-5 kıçıkırık ilişki yaşayıp aşkı öğrendim sananlar var, bunlar da aptaldır. Orduların yüzyıl çarpışıp ele geçiremediği şehirleri bir seyahatte fethettim sananlar var. Bunlar aptaldır. Ben akıllı mıyım peki? Hayır, aptallar için vakit harcadığıma göre, ben de onlar kadar aptal olmalıyım. Şimdi birisi çıkıp bu yazıyı okur, bana ulaşır "beni mi kasdettin" der ise eğer...bilin ki o da aptaldır. O nedenle yapmam gereken şey "evet, o yazıyı senin için yazdım..."demektir.
Çok fazla aptallığın arasında akıl ortaçağdan sonra bir kez daha az görünen güneşler gibi parlıyor.
dadal.
Çok fazla aptallığın arasında akıl ortaçağdan sonra bir kez daha az görünen güneşler gibi parlıyor.
dadal.
Friday, November 03, 2006
bir şarkıyla başlayacak devrim
denize açılacak bütün sokaklar
bir gümüş balık, uzak ağlarda
uykularında, serin ırmaklarda yüzen çocuklar
dadal.
(sokakların denize açılması hadisesini başkası önceden yazdı, yine de arak değil onu da söyliyeyim...Sokağın Deniz çıkmasının ne olduğunu iyi bilirim Amasra günlerimden)
denize açılacak bütün sokaklar
bir gümüş balık, uzak ağlarda
uykularında, serin ırmaklarda yüzen çocuklar
dadal.
(sokakların denize açılması hadisesini başkası önceden yazdı, yine de arak değil onu da söyliyeyim...Sokağın Deniz çıkmasının ne olduğunu iyi bilirim Amasra günlerimden)
Tuesday, October 31, 2006
Monday, October 30, 2006
44.Yıldızlar Nerede Saklanır
Ay düşüyor suya bir gölge gibi
ipe diziyorum biberleri, günleri,yağmurlu ikindileri
Sonra kar başlıyor gri bir kentin sokaklarında
eski kumaşlara değiyor ellerim
büyük bir düşün yağmuru çarparken camlara
önümü ilikliyorum bütün yalnızlıkların karşısında
bakıyorum daha çok var güneşin doğmasına
Bir ışık, giderek artan odaların içinde
bir ışık, gölgesini yüzünden alan
Yollar uzayıp giderken kentin karanlığına
Yıldızlar gece bir fenere saklanir.
dadal
23.02.2000
Ay düşüyor suya bir gölge gibi
ipe diziyorum biberleri, günleri,yağmurlu ikindileri
Sonra kar başlıyor gri bir kentin sokaklarında
eski kumaşlara değiyor ellerim
büyük bir düşün yağmuru çarparken camlara
önümü ilikliyorum bütün yalnızlıkların karşısında
bakıyorum daha çok var güneşin doğmasına
Bir ışık, giderek artan odaların içinde
bir ışık, gölgesini yüzünden alan
Yollar uzayıp giderken kentin karanlığına
Yıldızlar gece bir fenere saklanir.
dadal
23.02.2000
Saturday, October 28, 2006
35.SOLuk YÜZler albümü.
ve işte yeni bir yağmurun sonunda
yine aynı yüzler kalbimin aynasında
yeni bir söz söylemeyen soluk yüzler
avcumla ıslanan camları silince görünen
öndeki kuru bahçede sessiz yürüyen
başlarını önlerine eğmiş yorgun yüzler
babasının ceketini giyerek okula gelen
çoktan sararmış çocukların yüzleri
elleri ceplerinde yürüyen ağaçlı yolda
soğuk terler döken yüzlerinden birisi
ve işte alındı yerin, bir çekmeceye saklandı
soluk yüzler albümündeki fotoğrafların senin.
sonra yavru bir kedinin yüzüyle ıslak burunlu
oturdum taş avluya açılan kapının önünde
Dadal
ve işte yeni bir yağmurun sonunda
yine aynı yüzler kalbimin aynasında
yeni bir söz söylemeyen soluk yüzler
avcumla ıslanan camları silince görünen
öndeki kuru bahçede sessiz yürüyen
başlarını önlerine eğmiş yorgun yüzler
babasının ceketini giyerek okula gelen
çoktan sararmış çocukların yüzleri
elleri ceplerinde yürüyen ağaçlı yolda
soğuk terler döken yüzlerinden birisi
ve işte alındı yerin, bir çekmeceye saklandı
soluk yüzler albümündeki fotoğrafların senin.
sonra yavru bir kedinin yüzüyle ıslak burunlu
oturdum taş avluya açılan kapının önünde
Dadal
Thursday, October 26, 2006
Thursday, October 12, 2006
Subscribe to:
Posts (Atom)
