önce blogcunun notu: çok sevdim ! daha önce yapılmamış olmasından değil, özenle duyguyla işlenmiş olmasından ötürü çok sevdim.
d.
Ergin Günçe
anısına... kendi dizeleriyle k/özgeçmiş...
Ben yeni bir çocuk oldum elmalar asılı her yerimde
Uzun yaz dallarda kendine bir şeyler ekler (1)
Kumral bir Yaz peşimdedir,dolaşırım ben
Altı yaşında tütüne gittim,oğlak güttüm çırak (2)
Öğrendimki Dünya karanlık ve aydınlıktır
Uzundur ve kısadır çengiler ve elemler
Güneş bir mızrak boyudur üstümüzde (3)
Asılı bir kahır olarak başucumuzda
Artan ve eksilen şeyler (4)
Babam atıldı öğretmenlikten
Annem de çok uzun hastalandı
Evimizi bozuk paralarla döndürdüm
Çünkü Babam kamyonla şarap satmayı başaramadı
İlk kez tutuklandım Kapalıçarşı'da
Dokuzundaydım artık ve polise amca dememeye başladım (5)
Sabahları 50 simitten 50 kuruş kazanıyordum
Babam yeniden öğretmenliğe alındı (6)
Kahverengidir herşey ve gözlerde hertürlü herşey yani hayat:1930 lar (7)
Faşizmi çocuklarda anlayabilir
Dayak yemektir serseri bir babadan
Üvey ana,yarı güleç öksüze
Sabunlu eliyle tokadı yapıştırır
Çocuk faşizmi yanağında tanır (8)
Herkes bir cumhuriyettir aslına bakılırsa
Babam bile bir cumhuriyettir ikinci karısıyla (9)
Korkmadım kimsenin devletinden
Ben de elbet Dedemin bahçesinde yetiştim
Kökenim Ateş veToprak ve Su
Üşürsem kendimi yakarım (10)
Sonra birden büyüdük seslerimiz değişti (11)
Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum
Ateş okudum kitap yakarak (12)
Uzak yolculuklara, çıkmak üzere gibiyiz
Gözlerimde, çünkü bir tenhalık var (13)
Sokak lâmbalarını tanık gösterebilirim
Yalan söylemem zaten keyfim de yok
Unuttuğum şeylerin adları
Saymakla tükenmez (14)
Benim yüzüm çerkes yüzüdür
Öğünür eğlenirken sam yeli kulaklarımda (15)
Şiir tabanca oldu artık
Bir tarih düşelim şuraya (16)
Bir kuyuya demek istiyorum da işte bir türlü olmuyor
Zordur ölümü getiren gelecekler yaşamak (17)
Her aydın hapse girmelidir
Halkı tanımak, Devleti görmek için (18)
-Sanki biz burda boncuktan sallama örmüyoruz
Koğuşun da bir akşam güzelliği vardır,ülkemiz büyük
Eski bir Bitlis tütününün anıları gibiyiz (19)
Her sıkıya karşı şiir direnecektir
Uyaklı, gür sesli, kekeme, ürkek
Her yönetime karşı başkaldırır aslında
Elemlerin sanatı, Gencölenlerin (20)
Her türlü kavgada umudumun ustası (21)
Türkiye kadar bir çiçek (22)
Her Ölüm bir noktadır, satırbaşı yap (23)
Devrimcilik: artık onu da kendin ekleyeceksin (24)
Her şey gelip geçicidir
Bilirsin, Zaman bile
Her şey bir yağmura benzer
Başlar, Gelişir ve Sona erer (25)
Ben uzağa giderken Dadal uykuda olacağı için
Dört mum yak Gülseren ve bir pasta yap (26)
Ölüm Tanrı gibidir esirger ve bağışlar (27)
Derleyen :Sevda Zeynep Karadağ
Kaynak:
Ergin GÜNÇE /Türkiye Kadar Bir Çiçek / Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Şiir Dizisi
(1): syf 10.....(2): syf 90.....(3): syf 99.....(4): syf 153......(5): syf 156......(6): syf 157......(7): syf 116......(8): syf 117......
(9): syf 113......(10): syf 100......(11): syf 112......(12): 90......(13): syf 144......(14): syf 14......(15): syf 31......(16): syf 51.....(17): syf 67......(18): syf 81.....(19): syf 152.....(20): syf 86......(21): syf 87...... (22): syf 48......(23): syf 88......
(24): syf 83.....(25): syf 146......(26): syf 94...... (27): syf 144.
Friday, August 28, 2009
Monday, August 17, 2009
Evdeyiz
EVDEYİZ
Günlerin isi elmaları karattı
Kenti de rüzgârı da gökyüzünü de
O odadan o odaya gittim geldim
Gelirler, dedim, evdeyiz
Deniz az ötemizde, balkonda otururuz,
Gelseler bir, kimin geleceği belli değil,
Asfaltın yırtığında Pars adımları
Kaldırımlar geyik ormanı
Pencereye diktim gözümü
Elmaların yerini değiştirdim
Gelseler evdeyiz - temmuz akşamı
Evdeyiz, bir kapı kapanıyor
Açılıyor öbürü, ruhumuzu saklıyoruz
Duvarlardan içeri, dışarıda çitimizi
Aşan kırlangıçlar uçuyor
Kanatları is
AHMET ADA
(Sözcükler Denizi kitabından,
Şiirden Yayınları, 2009)
blogcunun notu:Fas'a gittiğimde çarşıda küçük heykeller yapan bir adam görmüştüm. Çamur, kil, çer, çöp, alabildiğince basit şeyleri karıştırıp çok hoş heykelcikler yapıyordu.Şiirde de bunu arıyorum bazen, en bildik sözcüklerden bir güzellik, bir parıltı yaratmak. "Evdeyiz" de bu duyguyu fazlasıyla hissettim, izin alıp yazarından buraya taşıdım.Kitabı da alacağım...
d.
Günlerin isi elmaları karattı
Kenti de rüzgârı da gökyüzünü de
O odadan o odaya gittim geldim
Gelirler, dedim, evdeyiz
Deniz az ötemizde, balkonda otururuz,
Gelseler bir, kimin geleceği belli değil,
Asfaltın yırtığında Pars adımları
Kaldırımlar geyik ormanı
Pencereye diktim gözümü
Elmaların yerini değiştirdim
Gelseler evdeyiz - temmuz akşamı
Evdeyiz, bir kapı kapanıyor
Açılıyor öbürü, ruhumuzu saklıyoruz
Duvarlardan içeri, dışarıda çitimizi
Aşan kırlangıçlar uçuyor
Kanatları is
AHMET ADA
(Sözcükler Denizi kitabından,
Şiirden Yayınları, 2009)
blogcunun notu:Fas'a gittiğimde çarşıda küçük heykeller yapan bir adam görmüştüm. Çamur, kil, çer, çöp, alabildiğince basit şeyleri karıştırıp çok hoş heykelcikler yapıyordu.Şiirde de bunu arıyorum bazen, en bildik sözcüklerden bir güzellik, bir parıltı yaratmak. "Evdeyiz" de bu duyguyu fazlasıyla hissettim, izin alıp yazarından buraya taşıdım.Kitabı da alacağım...
d.
Boşanma
Küçük bir kavramdın önceleri
Çözülmedik düğmelerin kalmıştı, ölçülmedik caddelerin
Usancın çocuktan kalma bir yüzdü, kızgınlığın ayakta patlayan üç satır küf
Ayakkabıların durmuştu; bana benzemeyen ince topuk
İç organların; pembe, beyaz, dantelli, el işlemeli, benimkilerse yamalı
Mektubun duruyordu ortada, bir kız arkadaşına yazılır gibi boncuklu
Benim hoyrat notlarıma ne demeli? Sana elim bile değmedi
Seni istedim, bir bardak su uçuştu aramızda, bahar geldi oturdu
Eteklerinde her türlü zil çaldı, susturdum, çorabın her yakama dokundu
Elimi tuttun usulca, elimdeki kemikleri, yazdığım, bıraktığım her şeyi
Bana uzandın, göğsümden üç tek kıl öptün, yüzünü sürdün, ana benzedin
Çocuklarımız oldu, usançlarımız doğdu, ekmekleri bölerek büyüttün durdun
Günler üst üste patladı, şafaklar harladı, kırmızı bir alevdi yaşadığımız
İstemedik buluştuk, istedik olanca insan girdi aramıza, yaşamımızın hepsi
Mektuplar geldi, sular içildi, akşamlar uyundu, bir pul damgalandı öbür ülkemize
Neyin kavgasıydı anlamadık, yüzümüzü değiştik sonunda
Ayrılmaya hazır değildik, karıştırdık gün bitiminin, sonra kışların orasını burasını
Biz yanılmadık, çakıl taşları yanıldı, yalnayak bastığımız
Bir sokak lâmbası yandı, ayrı geçtik gecenin ortasını
Şimdi ayrı bir evde kendi yüzümüzü
İstemeden maske yaptık, çizdiğimiz sonbahar resmine
Çocuklarımız ölü taşlar gibi durdu
Yaşadığımız günlerse bir defter sayfası, iki kaleme gebe
Bakmak gerek içilen tüm şarap tortularına
Kiremitler alalım, odalar kuralım, yuva üstüne yuva
HÜSEYİN PEKER
(Hüseyin Abi, izin almadım kusura bakma, "sil" dersen hemen silerim.
d.)
Çözülmedik düğmelerin kalmıştı, ölçülmedik caddelerin
Usancın çocuktan kalma bir yüzdü, kızgınlığın ayakta patlayan üç satır küf
Ayakkabıların durmuştu; bana benzemeyen ince topuk
İç organların; pembe, beyaz, dantelli, el işlemeli, benimkilerse yamalı
Mektubun duruyordu ortada, bir kız arkadaşına yazılır gibi boncuklu
Benim hoyrat notlarıma ne demeli? Sana elim bile değmedi
Seni istedim, bir bardak su uçuştu aramızda, bahar geldi oturdu
Eteklerinde her türlü zil çaldı, susturdum, çorabın her yakama dokundu
Elimi tuttun usulca, elimdeki kemikleri, yazdığım, bıraktığım her şeyi
Bana uzandın, göğsümden üç tek kıl öptün, yüzünü sürdün, ana benzedin
Çocuklarımız oldu, usançlarımız doğdu, ekmekleri bölerek büyüttün durdun
Günler üst üste patladı, şafaklar harladı, kırmızı bir alevdi yaşadığımız
İstemedik buluştuk, istedik olanca insan girdi aramıza, yaşamımızın hepsi
Mektuplar geldi, sular içildi, akşamlar uyundu, bir pul damgalandı öbür ülkemize
Neyin kavgasıydı anlamadık, yüzümüzü değiştik sonunda
Ayrılmaya hazır değildik, karıştırdık gün bitiminin, sonra kışların orasını burasını
Biz yanılmadık, çakıl taşları yanıldı, yalnayak bastığımız
Bir sokak lâmbası yandı, ayrı geçtik gecenin ortasını
Şimdi ayrı bir evde kendi yüzümüzü
İstemeden maske yaptık, çizdiğimiz sonbahar resmine
Çocuklarımız ölü taşlar gibi durdu
Yaşadığımız günlerse bir defter sayfası, iki kaleme gebe
Bakmak gerek içilen tüm şarap tortularına
Kiremitler alalım, odalar kuralım, yuva üstüne yuva
HÜSEYİN PEKER
(Hüseyin Abi, izin almadım kusura bakma, "sil" dersen hemen silerim.
d.)
Thursday, August 13, 2009
neredesin, neredeyim, neredeler...
ey dost, ey beni benden alıp aklımı uzak diyarlara götürecek şahsiyet...böyle biri var mı gerçekten ve eğer varsa nerede?
ben neredeyim? kaç beklentim var, kaç kez aynı bahçeyi sulayabilirim güneş batmadan? bir yetişme telaşı...
onları otobüsün penceresinden görmüştüm, topluca biryerlere gidiyorlardı...güle oynaya...neşelerine ortak olmaya yaşım yetmedi...1969'un o sıcak yazı, odtü'de bir bölümün önü, o güzel yüzlü kızlar oğlanlar nerededirler ki acaba şimdi?
her türlü kayıt, bir yetersizliğin öteki adı...
ey dost, ey beni benden alıp aklımı uzak diyarlara götürecek şahsiyet...böyle biri var mı gerçekten ve eğer varsa nerede?
ben neredeyim? kaç beklentim var, kaç kez aynı bahçeyi sulayabilirim güneş batmadan? bir yetişme telaşı...
onları otobüsün penceresinden görmüştüm, topluca biryerlere gidiyorlardı...güle oynaya...neşelerine ortak olmaya yaşım yetmedi...1969'un o sıcak yazı, odtü'de bir bölümün önü, o güzel yüzlü kızlar oğlanlar nerededirler ki acaba şimdi?
her türlü kayıt, bir yetersizliğin öteki adı...
Thursday, June 04, 2009
Friday, April 24, 2009
BAYRAMA GİTMEYEN ÜÇ ÇOCUK
1. Ç ı r a k
Denize sapa suratıyla karmaşık bir çocuk olan çırak
Gözleri ince tuzaklar, güneşli delilikler peşinde
İçinden ağlama teneffüsü’dür şimdi
Vietnam, Filistin, İrlanda
Tam kuşlara buğday serpme saati
Savaşları okuyor renkli gazetelerde
Annesini Perşembe gömdüklerine göre,
Daha bir haftadır böyle algın
Islak, sarı toprak, günlük kokusu
Kuru, kanlı toprak, barut kokusu
En iyisi büyümeden buralardan kopup gitmek
İşçi mi korsan mı bir şey olmak üzere
Bir kereste motoruyla ormanlık bölgelere
Bu ilk alıştırması
Dişlerini kenetler, çıkar gider çırak
İlerde kesilecek başları düşünür
Erken mi yoksa daha düşünmek için?
2. Ö ğ r e n c i
“İnsan bir aşk bulmalı onu yaşamalıdır
“Geometri de, beden eğitimi de hiç ve boşuna
“Esnetir Tarih, takma dişleri sarı ve üstelik Coğrafya
“Şimdi okuldan sansar gibi çıkmalıyım
“Koşup dağılmalı Mayıs bayrakları dalgalanan kente
“Bildiri olup dağılmalı insan büyüyünce
“Şimdi bu sıkıntıyı kuşlara savurmalı
“İki ölüm boyu yüksekte salınan bir uçurtma
“Gel be ipimizi koparalım, ev ve iştah da ne
“Yeni bir töreye doğru yeni bir donanma
“Başka bir ulus belki, başka bir ülke
“Tanrıyı ekmeğe göre yeniden tanımlayalım
“Yeni bir yürek için zaman ve kalkınma
“Olmazsa yıkılalım, kim bu sıkıntı her zaman göğüste
“Olmazsa olmasın, amcamda bir tabanca var
“Ve çok sever beni
“Nasılsa vururum birilerini!”
3. T u t u k l u
burda okul bile var remziye teyze
dayak bile yiyoruz öğretmenimizden
birdirbir oynuyoruz kimseye görünmeden zeki diye
bir çocukla ben
onunku da hırsızlık fakat çok komik bir suratı vardır
şişmandır ve durduğu yerde güler
ömer abi var yozgatlı bir gardiyan vurmaz insana
vurur gibi yapar
ötekiler herkes döver bu koğuşta
dokuz çocuk olduk babası yurtdışında
sürgüne dağıtıma gitti ötekiler hep
elli kişi mi ne kaldık
kimisi de çıktı bu zeki de gider yakında
herkes burda kediyi tekmeler minnoş diye bir kedi
var
beni ise yalar o da elimi ve yüzümü yalar iyi severim
cepçi olan yeni çocuk adını garip koyalım bu kedinin
dedi de
dedi annadın mı diye tutturdu garip diye bir kedisi
ölmüş eskiden
bu dünyada amma tuhaf çocuklar yaşıyor
kafam çok kızıyor ama ben burda herkesten
küçüğüm tabi ve marangoza ancak yazarlar yaz
bitince
ve burda kalırsak
o zamana kadar babam bile dönmüş olur belki
karpuz istedi canım bugün bir de eşki elma
vardır ya vardır ya kiraz getirseniz biraz belki
sokmazlar kantinde var derler çünkü
parayla ya da işle satarlar
sen gene getir iboyu ben uzatır elimi severim
minnoşu da getiririm görüşünüze
biraz gıdıklarım sana da bir boncuk işlettim
burada en güzel yapan cafer ağaya
havalar ısındı remziye teyze ve çok pislik buralar
ister zahmet etmeyin ister cuma günü gelin
babamdan mektup getirirsiniz
dün burda üç abiyi asmışlar
suç anayasayı devirmek
zor mudur acaba asılmak
hepinize hoşça selam eder ellerinden öperim
Ergin Günçe
1973
Denize sapa suratıyla karmaşık bir çocuk olan çırak
Gözleri ince tuzaklar, güneşli delilikler peşinde
İçinden ağlama teneffüsü’dür şimdi
Vietnam, Filistin, İrlanda
Tam kuşlara buğday serpme saati
Savaşları okuyor renkli gazetelerde
Annesini Perşembe gömdüklerine göre,
Daha bir haftadır böyle algın
Islak, sarı toprak, günlük kokusu
Kuru, kanlı toprak, barut kokusu
En iyisi büyümeden buralardan kopup gitmek
İşçi mi korsan mı bir şey olmak üzere
Bir kereste motoruyla ormanlık bölgelere
Bu ilk alıştırması
Dişlerini kenetler, çıkar gider çırak
İlerde kesilecek başları düşünür
Erken mi yoksa daha düşünmek için?
2. Ö ğ r e n c i
“İnsan bir aşk bulmalı onu yaşamalıdır
“Geometri de, beden eğitimi de hiç ve boşuna
“Esnetir Tarih, takma dişleri sarı ve üstelik Coğrafya
“Şimdi okuldan sansar gibi çıkmalıyım
“Koşup dağılmalı Mayıs bayrakları dalgalanan kente
“Bildiri olup dağılmalı insan büyüyünce
“Şimdi bu sıkıntıyı kuşlara savurmalı
“İki ölüm boyu yüksekte salınan bir uçurtma
“Gel be ipimizi koparalım, ev ve iştah da ne
“Yeni bir töreye doğru yeni bir donanma
“Başka bir ulus belki, başka bir ülke
“Tanrıyı ekmeğe göre yeniden tanımlayalım
“Yeni bir yürek için zaman ve kalkınma
“Olmazsa yıkılalım, kim bu sıkıntı her zaman göğüste
“Olmazsa olmasın, amcamda bir tabanca var
“Ve çok sever beni
“Nasılsa vururum birilerini!”
3. T u t u k l u
burda okul bile var remziye teyze
dayak bile yiyoruz öğretmenimizden
birdirbir oynuyoruz kimseye görünmeden zeki diye
bir çocukla ben
onunku da hırsızlık fakat çok komik bir suratı vardır
şişmandır ve durduğu yerde güler
ömer abi var yozgatlı bir gardiyan vurmaz insana
vurur gibi yapar
ötekiler herkes döver bu koğuşta
dokuz çocuk olduk babası yurtdışında
sürgüne dağıtıma gitti ötekiler hep
elli kişi mi ne kaldık
kimisi de çıktı bu zeki de gider yakında
herkes burda kediyi tekmeler minnoş diye bir kedi
var
beni ise yalar o da elimi ve yüzümü yalar iyi severim
cepçi olan yeni çocuk adını garip koyalım bu kedinin
dedi de
dedi annadın mı diye tutturdu garip diye bir kedisi
ölmüş eskiden
bu dünyada amma tuhaf çocuklar yaşıyor
kafam çok kızıyor ama ben burda herkesten
küçüğüm tabi ve marangoza ancak yazarlar yaz
bitince
ve burda kalırsak
o zamana kadar babam bile dönmüş olur belki
karpuz istedi canım bugün bir de eşki elma
vardır ya vardır ya kiraz getirseniz biraz belki
sokmazlar kantinde var derler çünkü
parayla ya da işle satarlar
sen gene getir iboyu ben uzatır elimi severim
minnoşu da getiririm görüşünüze
biraz gıdıklarım sana da bir boncuk işlettim
burada en güzel yapan cafer ağaya
havalar ısındı remziye teyze ve çok pislik buralar
ister zahmet etmeyin ister cuma günü gelin
babamdan mektup getirirsiniz
dün burda üç abiyi asmışlar
suç anayasayı devirmek
zor mudur acaba asılmak
hepinize hoşça selam eder ellerinden öperim
Ergin Günçe
1973
Friday, April 17, 2009
ÇIPLAK DAĞDA BİR GECE
Kötü adamlardı,çok kötü hem de... işlerini saldıkları korku üzerinden yürüttüler hep. Öyle korkuttular ki insanları, olduklarından da güçlü zannedildiler. İleriki yıllarda her türlü baskı rejiminin sembolü haline geldiler. Hem istibarat topluyor hem de operasyon yapıyorlardı, "dur" diyenleri, denetleyenleri yoktu.Basit ihbarlar çoğu zaman temel kaynaklarıydı ve kanıt yaratmak konusunda uzmandılar. Bir kitap, bir mektup, bir kalem, ...onlar için herşey kanıttı. Sabahın erken saatlerinde kapıya dayanmalarıyla da ünlenmişlerdi.Günümüzdeki basit özentileriyle farkları yaptıkları çok ağır işkenceler ve alıp götürdüklerinin meçhule erişmesi idi.
Wednesday, April 15, 2009
ÇOK TUHAF SORUŞTURMA
Baslı rejimlerinin ortak karakteristiğidir: Önce bir SUÇ yaratılır, sonra o SUÇ a uyacak SUÇLU bulunur. Arama, tarama, delil toplama,ortaya delil saçma,gözaltı,sorgu, mahkeme... mümkün olduğunca sahte bir şeffaflıkla gözönünde yapılır. ZANLI ile SUÇLU aynı kişiymiş gibi gösterilir. Amaç, toplumun az ilgili düşük bilgili kesimlerine, bu SUÇLU larla ilgili bir zayıf KANAAT NOTU verdirebilmektir. Bu çemberin tamamlandığına inanıldığında işlemler yavaşlar, gevşer,çözülür. Toplumun az ilgili düşük bilgili kesimini yönlendirmek için ORTALAMA AKLA HİTABET konusunda muvaffak ortaboy KANAAT ÖNDERLERİ itinayla seçilir.Bu KANAAT ÖNDERLERİ'nin ortak özellikleri kullanıldıktan sonra gözden çıkarılabilir olmalarıdır.Yazdıkları gazeteler,şakıdıkları müsvedde televizyon kanalları, ait oldukları topluluklar ve hatta partiler için hiçbirisi VAZGEÇİLMEZ değildir. Eldeki tüm insan kaynaklarını bir atımda harcamamak adına bazılarının TOPA GİRMEMESİ,KENARDA BEKLEMESİ sağlanır. Çok büyük olduğuna inanılan ASLAR ise final için saklanır,final planları son dakika golleri ile bozulursa, ortaya çıkartılmazlar.GELECEĞİN de kendi mahkemesi vardır, yargılar ve ağır hükümler verir. Bu hükümler ahlakı olana çarpar, ahlaksızın durumunu değişmez bir şekilde tescil eder. GELECEĞİN MAHKEMESİnde temyiz, avukat, savcı...yoktur.Ama MAHKUM vardır, EBEDİ MAHKUM.
Monday, March 16, 2009
Lucid Nation
Lucid Nation, sanki bir Sonic Youth şarkısının adı gibi (belki de hakikaten öyledir) eskisi gibi sözcük kurcalama huyum kalmadı, güzellikler gelsin de nereden gelirse gelsin.İşin ilginci adlarını ilk nerede duyduğumu da hatırlamıyorum. Allahtan myspace var, bir gıdımlık dinliyorsun, "aaa böyleymiş şöyleymiş" diyorsun kendi kendine. Lucid Nation'u ve solistleri Tamra'yı birilerine benzetmek mümkün, ama duruşu sağlam her sanatçıya olacağı gibi, onlara da bu tür benzetmeler yapmak fevkalade ayıp olur. Web sayfalarında sıkı gruplara açılış yaptıklarından bahsediyor, belki rock tarihinde bir yerleri bile olmayacakken, uzak sahillerde yaşama tutunmaya çalışan isimsiz gemiciler gibi yaptıkları işe tutunmaları çok hoşuma gitti. Müzikleri mi? Özellikle pazar sabahları boş sokaklarda amaçsız gezinirken kafamın içinde çalan türden.Henüz bir albümlerini alamadım, ama alacağım ve imzalatacağım, belki de ilk imzalı plağım olacak yüzlerce plağın arasında.
Wednesday, March 11, 2009
Darwin ve Saat Kulesi
Friday, February 06, 2009
Thursday, January 29, 2009
THE BEATLES vs.THE ROLLING STONES
Beatles ve Rolling Stones arasındaki 8 farka bakalım:
1. Beatles kurulduğundan beri (Hamburg dönemi ve Sheridan'a eşlik sayılmazsa-ki sayılmaz) 4 kişidir. Stones 5.
2. Beatles'ın büyülü bir 4'lüsü vardır, o dörtten birini çek, büyü bozulur. Stones'da ise sadece 3 eleman aynı kalmıştır, gelenler ve gidenler olmuştur.Bu gelen gidenlerle "büyü" bozulmamıştır çünü gruba ait bir "büyü" yoktur.
3.Beatles deneycidir, Stones gelenekçidir. 1965'den dağılana kadar Beatles üyeleri farklı seslerin peşinde koşmuşlar ve ortalığı birbirine katmışlardır. Stones bunu 2 albümde (Their Satanic Majsties Request ve Black and Blue) denemiş, eline yüzüne bulaştırınca güvenli topraklara geri dönmüştür.
4. Stones için temel referans Muddy Waters'dır, Beatles için böyle bir isim saymak imkansızdır.Referanslar çok çeşitlidir.
5.Parçalarını cover yaptıkları adamlara parça coverlatmayı başarmıştır Beatles, taklit ettikleri her türde orijinali aşmayı başarmıştır. Stones'un orijinali aşma gibi bir derdi olmamıştır.
6.Mick Jagger Rolling Stones'un sesidir. Beatles'ın sesi yoktur, farklı parçalar (oran olarak eşit dağılmasa da) farklı üyelerin vokali ile tarihe geçmiştir. Stones albümlerinde ise tek tük Bill Wyman ve Keith Richards vokalleri duyulur.
7. Beatles belki zamanında belki zamansız dağılarak bir "tadında bırakma" hali yaratmıştır, Stones ise özellikle 70 ve 80 lerde sık sık "tadını kaçırma" durumlarına sebep olmuştur.
8. Beatles üyeleri dağılma sonrası solo albümleri ile birer isim olarak müzik dünyasında yerlerini almışlar, bunu yaparken de Beatles mirasına yaslanmamaya gayret etmişlerdir. Beatles üyelerinin tek başlarına varolmak gibi bir kaygıları ve bunun için verdikleri savaşları olmuştur. Böyle savaşarın olmadığı Stones'un üyelerinden solo albüm denince akla Mick Jagger gelir.Jagger, Stones ile yapamadıkalrını solo albümlere sıkıştırmaktadır. Keith Richards'ın da klüp havası veren hoş solo albümleri vardır ama hepsi o kadardır. Oysa Beatles üyeleri özellikle 1970-75 arasında solo albümlerle sayısal-sözel her türlü başarının yakın takipçisi olmuştur.
1. Beatles kurulduğundan beri (Hamburg dönemi ve Sheridan'a eşlik sayılmazsa-ki sayılmaz) 4 kişidir. Stones 5.
2. Beatles'ın büyülü bir 4'lüsü vardır, o dörtten birini çek, büyü bozulur. Stones'da ise sadece 3 eleman aynı kalmıştır, gelenler ve gidenler olmuştur.Bu gelen gidenlerle "büyü" bozulmamıştır çünü gruba ait bir "büyü" yoktur.
3.Beatles deneycidir, Stones gelenekçidir. 1965'den dağılana kadar Beatles üyeleri farklı seslerin peşinde koşmuşlar ve ortalığı birbirine katmışlardır. Stones bunu 2 albümde (Their Satanic Majsties Request ve Black and Blue) denemiş, eline yüzüne bulaştırınca güvenli topraklara geri dönmüştür.
4. Stones için temel referans Muddy Waters'dır, Beatles için böyle bir isim saymak imkansızdır.Referanslar çok çeşitlidir.
5.Parçalarını cover yaptıkları adamlara parça coverlatmayı başarmıştır Beatles, taklit ettikleri her türde orijinali aşmayı başarmıştır. Stones'un orijinali aşma gibi bir derdi olmamıştır.
6.Mick Jagger Rolling Stones'un sesidir. Beatles'ın sesi yoktur, farklı parçalar (oran olarak eşit dağılmasa da) farklı üyelerin vokali ile tarihe geçmiştir. Stones albümlerinde ise tek tük Bill Wyman ve Keith Richards vokalleri duyulur.
7. Beatles belki zamanında belki zamansız dağılarak bir "tadında bırakma" hali yaratmıştır, Stones ise özellikle 70 ve 80 lerde sık sık "tadını kaçırma" durumlarına sebep olmuştur.
8. Beatles üyeleri dağılma sonrası solo albümleri ile birer isim olarak müzik dünyasında yerlerini almışlar, bunu yaparken de Beatles mirasına yaslanmamaya gayret etmişlerdir. Beatles üyelerinin tek başlarına varolmak gibi bir kaygıları ve bunun için verdikleri savaşları olmuştur. Böyle savaşarın olmadığı Stones'un üyelerinden solo albüm denince akla Mick Jagger gelir.Jagger, Stones ile yapamadıkalrını solo albümlere sıkıştırmaktadır. Keith Richards'ın da klüp havası veren hoş solo albümleri vardır ama hepsi o kadardır. Oysa Beatles üyeleri özellikle 1970-75 arasında solo albümlerle sayısal-sözel her türlü başarının yakın takipçisi olmuştur.
Tuesday, January 20, 2009
İkimiz Bir Fidanız
dolmuşa bindik, hareket etti...havada iki ağır kok, döşemelerin naylonu ve benzin kokusu. esen rüzgara göre birisi artıp öteki azalıyor, sanki yarıştalar. bakanlıklar, kızılay,sıhhiye, dolmuş dışkapı'ya kadar gidecek.cızırtılı bir hoparlör, onun sevmediği bir müzik.zafer çarşısını geçiyoruz tam, yenielrde moda olan o şarkı başlıyor:" ikimiz bri fidanın..." benim hoşuma giden ince bir kadın sesi, aşk nedir sevda nedir bilmesem de bu şarkı içimde bilmediğim bir yere dokunuyor. dolmuş biraz ileriden sola dönse, onun bir zamanlar kilitli kaldığı askeri binanın önünden geçiverecek. dönmüyor, düz gidiyor. aklımda demin dinlediğim şarkı, bir itirafta bulunuyorum "ben çok seviyorum bu şarkıyı..." yüzünü buruşturuyor, "ben sevemedim" diyor. şuna bak, sanat müziği desen değil, türkü değil, sözlerde bir sürü gramer hatası, düşük devrik cümleler. Nersinden baksan hibrid bir müzik bu." "Hibrid" lafını anlamadığımı farkedince ekliyor: "piç bir müzik bu" yıllar sonra, bir araba yolculuğunda radyomuza yeniden düşen bu parçayı bu kez seviyor. benim aklımda ise yaptığı tanımlama...içinde herşeyden var, piç bir müzik...tıpkı türkiye gibi, türkiye'nin müziği.ikimiz bir fidanın güler açan dalıyız...hepsi bu kadar işte, başka söze gerek yok.
Friday, December 26, 2008
Saturday, November 29, 2008
Thursday, October 30, 2008
Orta Yaşlı Bir Yazarın Cumhuriyet Bayramı Konulu İlk Şiiri
Şiirin konusu bir Cumhuriyet Bayramıdır
Herkes bir cumhuriyettir aslına bakılırsa
Babam bile bir cumhuriyettir ikinci karısıyla
Bakmayın yoksul bir emekli olduğuna
Bizi öfkeli ve tedirgin büyüttü
Renkleri iskambilden aşırılma izciler
Kızmasınlar şimdi bana. Biz de o oyunlara düştük
Uykusunu almamış askerler
Bıyıkları burulu at polisleri
Yelekli belediye başkanları ve süslü valiler
Herkes kendine göre bir cumhuriyettir
Herkes bir cumhuriyet kurabilir bahçesine
Önemli olan istek, plan ve malzeme
Çalışmak ve yükselmek yüreklerde çıngırak
İster ısırgan otları bürüsün
İster öksürük çiçekleri süslesin
İster karpuz kes otur ve ye, kendi bahçendir
Tarlalar ve Fabrikalar dolusu bir halkın kalkışması
Kurduğu zaman fakat kendi öz uygarlığını
Başka türlü sesler geliyor bandodan bile
Giderek anlam kazanır her türlü cumhuriyet
Yoksa bir şair niçin ve nasıl yaşasın
Aksi halde cumhuriyet konusu
Hoyrattan kurtaramaz kendisini ve bayatlar
Şablonla yazılan saçma söylevlerde
ve İzci arkadaşların şapkalarında
Durum işte budur
Saygıdeğmez düşmanları şiirimin
ve Cumhuriyetçi dostları kahkahamın
Ben sakallı söylerim sözü
Yarına inanmasam bugünü kurcalamam
Ergin Günçe
1976
Kilink
çok korkardım ondan,ortada o kadar korkulacak şey varken korkmak için neden onu seçtiğimi bilmiyorum. evlerin açık camlarından girerdi, kadınlarla ya sevişir ya da onları öldürürdü ( kadınları çözmüştü :) ) uzun da bi rtabancası vardı. filmlerini filan izlemedim (izin yoktu) ama fotoromanlarını alıp yarısına kadar okurdum. bir sürü filmi çekilmiş ve sonra çoğu kaybolmuş, şimdi hepsi birleşince bir film mi ne ediyormuş. yanılıyor da olabilirim, böyle kalmış hatırımda.bloglar açıldı, ben de açılışı Kilink ile yapmak istedim.
Sunday, October 26, 2008
Engelleme-2
Ben de sadece bana oldu sanmıştım.Tüm blogları kapamışlar. İçlerinde kelebeklerden, kedisinden, gitarından, eski sevgilisinden, yaptığı pastadan,dinlediği son albümden filan bahseden yüzlercesi var. Ülkemin ilkelliklerinin bitebileceği beklentisi ile yaşıyorum uzun süredir. Ne zamandır? Şu: 1977sonbaharında Esenboğa Havaalanına uçakla iniyorum, Almanya'dan.Alanda elektrikler kesiliyor, iniş gecikiyor, gerilim oluyor. 4 uçak aynı anda iner, bavullar için bant zaten yok, getirip yığarlar bir salonun ortasına.Dışarıda pis bir yağmur biryandan.Işıklar bir yanıyor bir sönüyor.Havaalanı değil toplama kampının girişi sanki. 2 senedir uzak olmama rağmen çocuk aklım bu ilkelliği kabul etmek istemedi. Hala da etmiyor. Ülkeme ait bütün ilkellikler bitmeli.
Friday, October 24, 2008
Engelleme
Blogum engellendi.Açmaya çalışılınca bu yazı çıkıyor.Hayırlısı bakalım...
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this web site has been suspended in accordance with decision no: 2008/2761 of T.R. Diyarbakır 1st Criminal Court of Peace.
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this web site has been suspended in accordance with decision no: 2008/2761 of T.R. Diyarbakır 1st Criminal Court of Peace.
Tuesday, October 21, 2008
16 MART KATLİAMI
evet, bir soğuk bir ankara sabahında radyodan duymuştum olan biteni, o an hala aklımdadır. üniversite'de öğrencisin, eğitim alma çabası içerisindesin ve tepene bir bomba. elbirliği ile. bu olay yapılışından beri hiç gizli kalmadı, daha ilk yıllarda yapan isimler anılmaya başlamıştı. şimdi gazeteler 'zaman aşımı' na uğradı diyor. dava açılamayacak, faillerden birisi "ben yaptım" diye ortaya çıksa bile suçlanamayacak. belki de gazetelere mülakat filan verirler,anılarını yazarlar. nasıl olsa 'tehlike geçti'. böyle bir olayın zaman aşımı olur mu yahu, zaman bunun üzerinden aşabilir mi? zamanı bunun üzerinden aşırtabilen bir YAZARI TARAFINDAN SANSÜRLENMİŞTİR?
Subscribe to:
Posts (Atom)

