* blog sallaması ve genel savsaklama yüzünden avrupa insan halkları mahkemesine verilmişim,öyle dedi birisi.
* haftanın en az 2-3 gününü sıkıntılı geçiriyorum.sıkılacak birşey bulamazsam televizyonda haberlere bakıyorum,20 dakika genellikle yetiyor.
* başka bir ülkeye hatta başka bir gezegene gitmek gib olmayacak hayaller kuruyorum. bunlardan çok uzun bahsedersem bazı arkadaşlarımın içlerinden "eşek cennetine git" diye temennide bulunacakları gibi endişeler taşıyorum.
* özel olarak birşeye değil,hayatın kendisine tembelim.
* zaman yolculuğu başlasın,1960 lara gidip "bi arkadaşa bakıp" çıkıcam.
* eskiden diyalektik yasaları uyarınca uzaklar yakın olduğunda yakınlar uzak olurdu.şimdilerde yakınlar uzak,uzaklar daha da uzak oluyor. hayatın salıncağında bir bozulma var.
* en sevmediğim şey ümitsizlik,o nedenle de "ümitsiz değilmişim" gibi yapıyorum.
* acaba isviçre'de yaşasam hergün peynir ve çukulata mı yerim?
Monday, March 15, 2010
Thursday, January 21, 2010
Saturday, January 16, 2010
Ergin Günçe Anma Törenleri

Bir Pazar gecesi öldün ve bir çarşamba
öğleden sonra gömdük şiirlerini
radyoda sevdiğin şarkılar,karşı tepelerde kar
şehir bırakmadı rengini,
uzun bir gride yaşıyor o günden beri
telefon edenler oldu ve sonra azaldı tüm gelip gitmeler
yılları günleri saatleri saydım önce,
vazgeçtim bir bahar günü bunlardan
şimdi o kadar zaman sonra bir başkasının
öyküsü gibi anlatılanlar
dışarıdaki kalabalığa söyleyin, bir dakika sussunlar
uykulu gözlerimle pencereden bakarak
bir kayık arıyoruz,kaç sene oldu bilmem
kış günü uzakta parlarken güneş
ıssız kalmış bir okul bahçesinde
tören yok, sessizlik var
Thursday, January 07, 2010
Anıl Yiğit yazdı
Anıl Yiğit yazdı, ben buraya yapıştırdım.Anıl Kaş'da yaşıyor, gidin tanışın.
d.
“Öküzün dunyasi kendi gozunun gordugu kadardir"
Hollanda atasözü
”fanatizm ve histeri bir yana bırakılırsa
“Büyüme” basitce daha fazla para harcamak anlamına geliyor.Paranın nereye ve
nicin harcandıgının önemi yok”
Jonathan Rowe
"Kati olan ne varsa buharla$iyor"
Karl Marx-Kapital
Bu kucuk yaziyi Nietzsche'nin "Zerdust boyle
soyledi" kitabinda bir pazar yeri gezintisindeki anlattiklari ve
Zygmund Bauman'in son kitabi "aki$kan Modernlik(Liquid Modernity)
kitabina ithaf ediyorum.
Efendim
Bu yazi, uzerine yazmaktan pek
hoslandigim Ankara ilimizdeki bir gunluk gezintim ile alakalidir.
Yataktan kalkar kalkmaz su ve elektrik
faturalarını yatirmak uzere ,uyku ve sersemlikle birlikte onume hangi pantolon
geldiyse uzerime gecirip,yattigim tisortun uzerine kac yillik oldugunu
hatirlamadigim siyah paltomuda giyerek perisan bir kıyafetle dısarı cıkıp uykusunu alamamıs , modern
statukocuların kalesi olan A.ayrancının Guvenlik caddesi(caddenin ismine
bakarmısıniz alaaskına) uzerinde faturaları yatirabilecegim bir banka aramaya
koyuldum.
Sabah sabah, hic musterisi olmayan kucuk bir
bankaya girdim.Gorevli iki kizdan birine faturaları uzattıgım anda faturaları
goren kız,cogunluk ideolojisinin kendine verdigi yetkiylemi yoksa
meritokrasinin banka hiyerarsisi icinde bu insan sarrafı calısan,cogunlugun
algilayisina paralel, paranın kimde oldugunu hemencecik anlayıveren deneyimiyle
yari ilgisiz, sabahin bu saatinde işsiz olmasi kuvvetli ihtimal adamdan tamamen umutsuz ve suratina bile bakmadan(kiyafetim ona
yeterince saha arastirmasi veriyodu heralde) “yapmak istediginiz baska islem
varmıydı” diye sordu.
İste dedim gercek 1 modern hikaye, alisveriste “iliskilerin”
yerini “i$lemlerin” aldigina ne guzel bir ornek.Bunda sasilacak bisey yok zira
Ankara ulucanlarda oturan dikisci kadinla ,Gaziosmanpasa da oturan italyan
stili giyime,dikiscilige merakli bi kadin arasinda da herhangi sosyal bi iliski
yok
zaten.Bankada calisan kizin bana hissettirdigi is$e yaramazlik formu
,daha dogrusu portfoyu olmayan mu$teri muamelesi(aslinda onun icin ayni
sey galiba)faturalarin uzerinde yazili
ucretleri kuru$u kuru$una odememle sonuclandı.Acaba Brecht'in meshur lafini
okumusmudur “Bankalari kuranlarin bankalari soyanlardan daha buyuk hirsizlar
olduklarını”.Ancak gunun geri kalan kisminda alisveris yapmak uzere sehri
dolasirken bir hizmetin reel(gercek anlamda yazıldıgı gibi) olarak ucretini odedigim tek seyin
elektrik ve su faturalari oldugunu sonradan anlayacaktim. Kahvalti icin eve dondum.
Ankara’nın bilmem kactane oldugunu bilemedigim
hiper alisveris merkezlerinden birine girerken, kulagımdaki mp3
caların,islevinin bu alısveris merkezlerıne benzetilmeye calisildigini simdi
anliyorum.Mesela sizin mp3 player bilmem kac GB ve siz suruyle parcanizi İpod icinde tutabiliyosunuz.Size goreceli
bir
ozgurluk sagliyor en azindan biz oyle oldugunu dusunuyoruz.Aslinda
yazin bara gelen bazi mu$terilrin feti$izm icerisinde "kac tane $arki
var"sorusunu daha iyi anliyorum.Tum bu insanlar guce
tapmaktadirlar.Yoksa on 20 bin tane parcanin icinden nasil ciktigim
umurlarinda bile degildir. Muhtemelen bu ipodlar icindeki icindeki bazi
parcalar daha cok dinlenip digerleri nadasa birakiliyor. Zaten
cezbedici olan bu alete hukmedilememsi,hukmedilen seyler kaale
alinmamaktadir.Yada araba markalarinin reklamlari gibi "ust sinir yok"
Coguglobal markalari olusturan bu alisveris merkezide modern anlamda bir ozgurluk
sunarken
bize sundugu ozgurluk bize biraz fazla gelip kulvarı tamamlamadan son
kattaki yiyecek dukkanlarina ugramak isteyecegimiz du$unulmu$ .
Kapida yapilan kontrolun manasi gorundugu uzere;hem potansiyel
bir suclusun ayni zamanda potansiyel suctan seni arindirmayida sözgelimi teroristi binaya sokmamayı da vaat ediyor.Oysa
ulus , ya da samanpazarı tarafına gidersen fakir insanlarin arasinda potansiyel sucun ortasina atilmiş
ellerin cebinde parana sarilmis bir tedirginlikle geziyosun.Alis veris
merkezinde kontrolden gectikten sonra insanlara birazcik dikkatle bakarsiniz
ilk yaptiklari kendilerini salivermek oluyor.Turk insanınin kendini salması ne demektir?Hemen yanitlayalim Zihinsel faaliyetin
bitmesi demektir.Oysa ulus ,samanpazari civarında insanlarin fakirligine,cahilligine birbirine
saygisizligina bakarken bir cok sosyolojik verilerle dusunmeye,1930 lardan bu
yana bu insanlara hic bir altyapi hazirlayamayan devletin bu ulkede ne ise yaradigini bile sorguluyorsunuz.
Starbucks mi yoksa D&R mu$terisimi oldugu
potansiyelini sakli tutan buyuk alisveris merkezi insani aslinda cok ta arzulu
,yada
planlı degil ,Sadece acaba hangi indirimli urunu alayim du$uncesidir bu
Bence siyasetcileride boyle seciyolar(hidden persuaders).”senin
pazarlama yetenegine kendimi biraktim” hadi beni
manipule et der gibidir. Reklamda oldugu gibi “Anı Ya$a”.Aynı İpod
calarindaki parcalarindan hangisini dinleyecegine anlik karar verilebiliniyomu$ gibi...
Ancak kendisini daha cok etkileyen parcaninda potansiyel olarak bir adim onde
oldugu bir ozgurluk , göya bir cok markadan hangisini sececegine karari henuz
vermedigi bir “ozgurluktur”(kelime tirnak icindedir). Zihinsel surecin dumura
ugramasi ve “ozgurluk” hissi .Turk insaninin zihnini calistirmamasina "ozgurluk" denmektedir
Tabii
bu ticaret merkezindeki kimi i$letmeler kendi caplarinda bazi
dekorlarla mu4terinin aklini celmeye cali$tigini,sozgelimi.Bir masanin
yanina bir mumluk ,diger tarafina pahali bir parfum,geri kalaninada
gosterisli bir tencere koyarak akli sira birbirinden farkli nesneler
grubunu musterinin albenisine sunmaya kalkmi$lar.,
Gelelim fiyatlara,”2 alana 1 bedava”,”etiketin
yarisi”,”%40i bedava”,”indirim” anlasilan hic bir seyi tam fiyatindan odememize
imkan tanimayan ,bilakis bolca biz
tuketicileri gozeten ne yüce bir lutuftur bu.Bende gidip meshur filozofun soyledigi gibi; o i$letmeye bana lutfedilen
$eyin sadece %40 lik bedava bolumunu almak istedigimi soylesem sozgelimi.Nasil bir
“yaratikla” karsilastiklarini anlasalar. “yaratik” boyle birsey
olmalı.Dikkatinizi cekerim matematiksel olarak buna hakkim var bana .Turk silahli
Kuvvetlerinin
uyeleri Mlili guvenlik Kurulu toplantilarinda , Bulent Arinca nasil
“Yaratik” muamelesi yapiyolarsa,Bulent Arinc ta gectigimiz gunlerde
Eski DTP yeni BDP uyesi Emine
Ayna icin cogunluk ideolojisiyle bu kadina “yaratik “ demisti.
Ankara'daki alisveris merkezlerinin en
kalabalik bolumu ise Fast food vesaire yiyecek bolumu; .Soyle bir manzara yi herkes gozlemlemi$tir: Evin
hanimi yemek yerken ,cocuklar(ellerinde
oyuncak
tabancalar) saga sola saldirmakla mesgul,evin reisi olan erkek ise
yemegini karisindan hizli yedigi icin haftalik turkcell bedava konu$ma
hakkinin sinegin
suyunu cikarmakla mesgul. Ba$at medyanin yarattigi gundem konuları
disinda kimse kimseyle dogru durust
konusamadigi icin,iletisim cep telefonlari vasitasiyla saglanmaktadir; bu bir
bakıma sacmalamanin limitsiz olmasi hakkidir.Sosyolog Zygmund Bauman’in
belirtttigi gibi “Bir ilişkinin yenilgisi iletisimin yenilgisidir”. cunku
uretilen laftir konusma degil.Ulkemizde populer olan Ek$i sozlukte yazilanlara bakarmisiniz,konulara
uygun dusunce den cok edilecek suslu laflara konu secilmektedir. Hic susmayan
cep
telefonu ,facebookta her an baglantida olunmasi ,en analitik konuda
dahi en sloganci lafi edebilmek en buyuk erdem olmu$.Cep telefonuyla
uzun uzun konusurken buna mukabil uzun bi yaziyi okumaya katlanamayan
bir cep telefonu feti$izmiyle karsi karsiyayizTürkiye cep telefonunu
cok sevdi. Bundan uc yil once bir kizla
ciddi bir konuda konusacagim zaman ben konustukca,
diger elinin cep telefonuyla oynamasi aklimdan cikmami$(belki bi baskasiyla
mesajlasiyodu)..Tamda
Zygmund Bauman’in belirttigi gibi Kizin cep telefonuyla kurdugu $ey
iletisimmi degilmi bilemem ama benimle kurulan ileti$imin "ili$ki
"olarak tanimlanmasi cok zor.Aynen ali$ veri$ merkezindeki Mudo
conceptin kasasindaki kizin tanimladigi gibi
“potansiyel musterilerimizin cep
telefonunu
alip temas kuruyoruz” İstenen $ey habire temas halinde olunmasi.Modern
zerdu$t binadan cikti ve eskisehir yoluna dogru koyuldu.
Eskisehir yolunda bir kitap icin Bilkent
universitesine gitmeyi du$undum.Ogrenciligim doneminde bahceli ile Odtu arasinda cok az sayida bina vardı
.Bugun ise bakanliklar,yuksek katlı apartmanlar,alisveris merkezleriyle
dolu bir eskisehir yolu mevcut.Hepsindeki ortak ozellik yogun bir koruma ve
guvenlik
dahasi ozellikle orta ve ust orta siniflarin oturdugu bu yerlerdeki
yuksek duvarlar ve teller, zaten aynisinin Bilkent universitesinde de
oldugunu
ogrenmem cok zaman almadi.Bu yerlerde ya$amanin on kosullarindan birincisi
Amerika da oldugu gibi bir araba sahibi olmaktan geciyor.Sehrin guneyinde
kosullanmis bu olu$um,kendisini Ankaranin göreceli daha muhafazakar kuzey yakasindan tamamen kopartmis
durumda.Hatta yuksek duvar ve tellerle kendi “miksofobisini” de yaratmis anla$ilan.
Bir yerde okudugum gibi “kuresel sorunlara yerel cozumler uretemezsiniz”
Bu
cumle tabiiki curutulmeyecek bi cümle degil ama manidar da ayni
zamanda.Demek istedigim sorunun Mc Donaldsin yanina Ankara Donercisi
acarak cozulemeyecegidir Potansiyel hirsizi,iti ,ugursuzu,kendinden
olmayani puskurtmek icin orulmus duvarlar bunlar.
Durkhemin
dedigi gibi “kimlik ne yaptiginiz degil nereye ait oldugunuzla ilgili bir
seydir.Daha gun bitmedi Modern Zerdü$t olarak gece saatlerinde bir bara gitmeye karar verdim.
Erkekler marka gomlekli
kollarinda buyuk boy saatler,yaninda bir kizin olmaması hemen hemen olanaksiz(yani
oraya yalniz gitmeyebilir). 15-20 kisilik bir cift grubu dusunelim .Barda
mutamadiyen ciftler temas halindedirler,Ayni ucaktaki anons gibi” dont loose
contack please keep cooparation”.5 dakika bir erkek arkadasiyla ondan sonraki 5 dakika
diger bir kiz arkadasiyla,devamli hic bir konusmanin yeterli derinlige
ulasamadigi(oyle derin bi soyle$iyi barda bekledigimiz yok tabiî ki) bir
yana,aslinda bir konusmanin olup olmadigi belirsizken,arada muzigin ritmininde jest ve mimiklere
eslik ettigi bir ileti$im ritmi,bu kapali kutunun icindeki gercek ana unsur
ise, yari kapali cinsellik,artik “one night stand” den cok “once or twice in a week”
ba$ka
deyi$le rotasyon usulu bir yari kapali cinselliktir bu(ucu hem acik ama
sadecebelli bir zumreye acık); aslinda ayni alis veris merkezinde
gordugumuz gibi "ust sinir " yoktur.Ozgurluk budur.Ama tekrrarlayayim
yari kapali bir ozgurluktur.Belli temel kosullar yerine gelmi$se "ust
sinir yoktur"
ne yapildigi cok ta onemli degildir,bunun tuketilmis olmasidir
onemli olan yapilmi$ gecip gitmi$ olmasidir.Bir ba$ka deyisle elbette bi baksa gun gelir gene bir gece daha bir
telefonla potansiyel bir partner olarak karsilikli hizmet
verilebilinir(baglantida
kal).Onemli olan karsilikli rizayla bunun mesele yapilmamasidir Sehrin
kuzeyinde sapiklik olarak tanimlanan $ey burada mesele bile degildir
Bir paragrafi bulmayan soyle$inin sonunda diger
tarafa gecip bir diger samimiyet ve dostluk gosterisi,ickiden alinan yudum;muzigin
ritmi
ve touch and go….Bardaki bir erkegin,kar$isindaki kiz hakkinda merak
ettigi seyler,irak savasini destekleyen Amerikalinin ,İrak hakkinda
bilmek istediginden fazla degldir heralde(cogunun haritada yerini bile
bilmedigi ortaya cikti).Soylemek istedigim insanlarin tembel,salak
olduklari degil sadece ortami saglanan iklime uyduklaridir.Teknoloji
denen $ey, ili$kiyi olanaksizlastirmaktadir.
Tum bunlar tukendigi
anda ise zaten cep telefonunda hazir kita bekleyen “dostlara” yonelinebilinir.Ama
buradaki ana unsur mumkun oldugu kadar cok insani baglantida tutmak,yer yer
birey olma arzusuna karisan ,benzer olma arzusunu ifade eden “biz” duygusunun
tadini cikartmak. .Bo$a denilmiyor turkiyeyi cemaatler yonetir diye.Bu topluluk
icinde zaten bir cesit Konsensus oldugunu bunun tartismasinin bile yapilmasina
gerek
olmadigidir anlamamiz gereken.MOdern sosyolojinin tanimladigi
"miksofobik" cemaatin disinda yer yer miksofiliye acik bir cemaattir
bu.
Ankara 'nin apartmanlarinda, yada barlarinda ya da alisveris
merkezlerinde duzensizlik hissetmek cok zordur aslinda.Duzensizligin
faydalarini yasayabilen bir sehir degildir Ankara.
Eve donerken taksi soforu "abi sizde ressam tipi var" diyerek,galiba en yeteneksiz oldugum konuda, bana resim yapman degil oyle gozukmemin yeterli oldugunu mujdeliyordu.
Bol "İ$lemli","ileti$imli" gunun sonunda eve dondu Zerdust.
shansal.
d.
“Öküzün dunyasi kendi gozunun gordugu kadardir"
Hollanda atasözü
”fanatizm ve histeri bir yana bırakılırsa
“Büyüme” basitce daha fazla para harcamak anlamına geliyor.Paranın nereye ve
nicin harcandıgının önemi yok”
Jonathan Rowe
"Kati olan ne varsa buharla$iyor"
Karl Marx-Kapital
Bu kucuk yaziyi Nietzsche'nin "Zerdust boyle
soyledi" kitabinda bir pazar yeri gezintisindeki anlattiklari ve
Zygmund Bauman'in son kitabi "aki$kan Modernlik(Liquid Modernity)
kitabina ithaf ediyorum.
Efendim
Bu yazi, uzerine yazmaktan pek
hoslandigim Ankara ilimizdeki bir gunluk gezintim ile alakalidir.
Yataktan kalkar kalkmaz su ve elektrik
faturalarını yatirmak uzere ,uyku ve sersemlikle birlikte onume hangi pantolon
geldiyse uzerime gecirip,yattigim tisortun uzerine kac yillik oldugunu
hatirlamadigim siyah paltomuda giyerek perisan bir kıyafetle dısarı cıkıp uykusunu alamamıs , modern
statukocuların kalesi olan A.ayrancının Guvenlik caddesi(caddenin ismine
bakarmısıniz alaaskına) uzerinde faturaları yatirabilecegim bir banka aramaya
koyuldum.
Sabah sabah, hic musterisi olmayan kucuk bir
bankaya girdim.Gorevli iki kizdan birine faturaları uzattıgım anda faturaları
goren kız,cogunluk ideolojisinin kendine verdigi yetkiylemi yoksa
meritokrasinin banka hiyerarsisi icinde bu insan sarrafı calısan,cogunlugun
algilayisina paralel, paranın kimde oldugunu hemencecik anlayıveren deneyimiyle
yari ilgisiz, sabahin bu saatinde işsiz olmasi kuvvetli ihtimal adamdan tamamen umutsuz ve suratina bile bakmadan(kiyafetim ona
yeterince saha arastirmasi veriyodu heralde) “yapmak istediginiz baska islem
varmıydı” diye sordu.
İste dedim gercek 1 modern hikaye, alisveriste “iliskilerin”
yerini “i$lemlerin” aldigina ne guzel bir ornek.Bunda sasilacak bisey yok zira
Ankara ulucanlarda oturan dikisci kadinla ,Gaziosmanpasa da oturan italyan
stili giyime,dikiscilige merakli bi kadin arasinda da herhangi sosyal bi iliski
yok
zaten.Bankada calisan kizin bana hissettirdigi is$e yaramazlik formu
,daha dogrusu portfoyu olmayan mu$teri muamelesi(aslinda onun icin ayni
sey galiba)faturalarin uzerinde yazili
ucretleri kuru$u kuru$una odememle sonuclandı.Acaba Brecht'in meshur lafini
okumusmudur “Bankalari kuranlarin bankalari soyanlardan daha buyuk hirsizlar
olduklarını”.Ancak gunun geri kalan kisminda alisveris yapmak uzere sehri
dolasirken bir hizmetin reel(gercek anlamda yazıldıgı gibi) olarak ucretini odedigim tek seyin
elektrik ve su faturalari oldugunu sonradan anlayacaktim. Kahvalti icin eve dondum.
Ankara’nın bilmem kactane oldugunu bilemedigim
hiper alisveris merkezlerinden birine girerken, kulagımdaki mp3
caların,islevinin bu alısveris merkezlerıne benzetilmeye calisildigini simdi
anliyorum.Mesela sizin mp3 player bilmem kac GB ve siz suruyle parcanizi İpod icinde tutabiliyosunuz.Size goreceli
bir
ozgurluk sagliyor en azindan biz oyle oldugunu dusunuyoruz.Aslinda
yazin bara gelen bazi mu$terilrin feti$izm icerisinde "kac tane $arki
var"sorusunu daha iyi anliyorum.Tum bu insanlar guce
tapmaktadirlar.Yoksa on 20 bin tane parcanin icinden nasil ciktigim
umurlarinda bile degildir. Muhtemelen bu ipodlar icindeki icindeki bazi
parcalar daha cok dinlenip digerleri nadasa birakiliyor. Zaten
cezbedici olan bu alete hukmedilememsi,hukmedilen seyler kaale
alinmamaktadir.Yada araba markalarinin reklamlari gibi "ust sinir yok"
Coguglobal markalari olusturan bu alisveris merkezide modern anlamda bir ozgurluk
sunarken
bize sundugu ozgurluk bize biraz fazla gelip kulvarı tamamlamadan son
kattaki yiyecek dukkanlarina ugramak isteyecegimiz du$unulmu$ .
Kapida yapilan kontrolun manasi gorundugu uzere;hem potansiyel
bir suclusun ayni zamanda potansiyel suctan seni arindirmayida sözgelimi teroristi binaya sokmamayı da vaat ediyor.Oysa
ulus , ya da samanpazarı tarafına gidersen fakir insanlarin arasinda potansiyel sucun ortasina atilmiş
ellerin cebinde parana sarilmis bir tedirginlikle geziyosun.Alis veris
merkezinde kontrolden gectikten sonra insanlara birazcik dikkatle bakarsiniz
ilk yaptiklari kendilerini salivermek oluyor.Turk insanınin kendini salması ne demektir?Hemen yanitlayalim Zihinsel faaliyetin
bitmesi demektir.Oysa ulus ,samanpazari civarında insanlarin fakirligine,cahilligine birbirine
saygisizligina bakarken bir cok sosyolojik verilerle dusunmeye,1930 lardan bu
yana bu insanlara hic bir altyapi hazirlayamayan devletin bu ulkede ne ise yaradigini bile sorguluyorsunuz.
Starbucks mi yoksa D&R mu$terisimi oldugu
potansiyelini sakli tutan buyuk alisveris merkezi insani aslinda cok ta arzulu
,yada
planlı degil ,Sadece acaba hangi indirimli urunu alayim du$uncesidir bu
Bence siyasetcileride boyle seciyolar(hidden persuaders).”senin
pazarlama yetenegine kendimi biraktim” hadi beni
manipule et der gibidir. Reklamda oldugu gibi “Anı Ya$a”.Aynı İpod
calarindaki parcalarindan hangisini dinleyecegine anlik karar verilebiliniyomu$ gibi...
Ancak kendisini daha cok etkileyen parcaninda potansiyel olarak bir adim onde
oldugu bir ozgurluk , göya bir cok markadan hangisini sececegine karari henuz
vermedigi bir “ozgurluktur”(kelime tirnak icindedir). Zihinsel surecin dumura
ugramasi ve “ozgurluk” hissi .Turk insaninin zihnini calistirmamasina "ozgurluk" denmektedir
Tabii
bu ticaret merkezindeki kimi i$letmeler kendi caplarinda bazi
dekorlarla mu4terinin aklini celmeye cali$tigini,sozgelimi.Bir masanin
yanina bir mumluk ,diger tarafina pahali bir parfum,geri kalaninada
gosterisli bir tencere koyarak akli sira birbirinden farkli nesneler
grubunu musterinin albenisine sunmaya kalkmi$lar.,
Gelelim fiyatlara,”2 alana 1 bedava”,”etiketin
yarisi”,”%40i bedava”,”indirim” anlasilan hic bir seyi tam fiyatindan odememize
imkan tanimayan ,bilakis bolca biz
tuketicileri gozeten ne yüce bir lutuftur bu.Bende gidip meshur filozofun soyledigi gibi; o i$letmeye bana lutfedilen
$eyin sadece %40 lik bedava bolumunu almak istedigimi soylesem sozgelimi.Nasil bir
“yaratikla” karsilastiklarini anlasalar. “yaratik” boyle birsey
olmalı.Dikkatinizi cekerim matematiksel olarak buna hakkim var bana .Turk silahli
Kuvvetlerinin
uyeleri Mlili guvenlik Kurulu toplantilarinda , Bulent Arinca nasil
“Yaratik” muamelesi yapiyolarsa,Bulent Arinc ta gectigimiz gunlerde
Eski DTP yeni BDP uyesi Emine
Ayna icin cogunluk ideolojisiyle bu kadina “yaratik “ demisti.
Ankara'daki alisveris merkezlerinin en
kalabalik bolumu ise Fast food vesaire yiyecek bolumu; .Soyle bir manzara yi herkes gozlemlemi$tir: Evin
hanimi yemek yerken ,cocuklar(ellerinde
oyuncak
tabancalar) saga sola saldirmakla mesgul,evin reisi olan erkek ise
yemegini karisindan hizli yedigi icin haftalik turkcell bedava konu$ma
hakkinin sinegin
suyunu cikarmakla mesgul. Ba$at medyanin yarattigi gundem konuları
disinda kimse kimseyle dogru durust
konusamadigi icin,iletisim cep telefonlari vasitasiyla saglanmaktadir; bu bir
bakıma sacmalamanin limitsiz olmasi hakkidir.Sosyolog Zygmund Bauman’in
belirtttigi gibi “Bir ilişkinin yenilgisi iletisimin yenilgisidir”. cunku
uretilen laftir konusma degil.Ulkemizde populer olan Ek$i sozlukte yazilanlara bakarmisiniz,konulara
uygun dusunce den cok edilecek suslu laflara konu secilmektedir. Hic susmayan
cep
telefonu ,facebookta her an baglantida olunmasi ,en analitik konuda
dahi en sloganci lafi edebilmek en buyuk erdem olmu$.Cep telefonuyla
uzun uzun konusurken buna mukabil uzun bi yaziyi okumaya katlanamayan
bir cep telefonu feti$izmiyle karsi karsiyayizTürkiye cep telefonunu
cok sevdi. Bundan uc yil once bir kizla
ciddi bir konuda konusacagim zaman ben konustukca,
diger elinin cep telefonuyla oynamasi aklimdan cikmami$(belki bi baskasiyla
mesajlasiyodu)..Tamda
Zygmund Bauman’in belirttigi gibi Kizin cep telefonuyla kurdugu $ey
iletisimmi degilmi bilemem ama benimle kurulan ileti$imin "ili$ki
"olarak tanimlanmasi cok zor.Aynen ali$ veri$ merkezindeki Mudo
conceptin kasasindaki kizin tanimladigi gibi
“potansiyel musterilerimizin cep
telefonunu
alip temas kuruyoruz” İstenen $ey habire temas halinde olunmasi.Modern
zerdu$t binadan cikti ve eskisehir yoluna dogru koyuldu.
Eskisehir yolunda bir kitap icin Bilkent
universitesine gitmeyi du$undum.Ogrenciligim doneminde bahceli ile Odtu arasinda cok az sayida bina vardı
.Bugun ise bakanliklar,yuksek katlı apartmanlar,alisveris merkezleriyle
dolu bir eskisehir yolu mevcut.Hepsindeki ortak ozellik yogun bir koruma ve
guvenlik
dahasi ozellikle orta ve ust orta siniflarin oturdugu bu yerlerdeki
yuksek duvarlar ve teller, zaten aynisinin Bilkent universitesinde de
oldugunu
ogrenmem cok zaman almadi.Bu yerlerde ya$amanin on kosullarindan birincisi
Amerika da oldugu gibi bir araba sahibi olmaktan geciyor.Sehrin guneyinde
kosullanmis bu olu$um,kendisini Ankaranin göreceli daha muhafazakar kuzey yakasindan tamamen kopartmis
durumda.Hatta yuksek duvar ve tellerle kendi “miksofobisini” de yaratmis anla$ilan.
Bir yerde okudugum gibi “kuresel sorunlara yerel cozumler uretemezsiniz”
Bu
cumle tabiiki curutulmeyecek bi cümle degil ama manidar da ayni
zamanda.Demek istedigim sorunun Mc Donaldsin yanina Ankara Donercisi
acarak cozulemeyecegidir Potansiyel hirsizi,iti ,ugursuzu,kendinden
olmayani puskurtmek icin orulmus duvarlar bunlar.
Durkhemin
dedigi gibi “kimlik ne yaptiginiz degil nereye ait oldugunuzla ilgili bir
seydir.Daha gun bitmedi Modern Zerdü$t olarak gece saatlerinde bir bara gitmeye karar verdim.
Erkekler marka gomlekli
kollarinda buyuk boy saatler,yaninda bir kizin olmaması hemen hemen olanaksiz(yani
oraya yalniz gitmeyebilir). 15-20 kisilik bir cift grubu dusunelim .Barda
mutamadiyen ciftler temas halindedirler,Ayni ucaktaki anons gibi” dont loose
contack please keep cooparation”.5 dakika bir erkek arkadasiyla ondan sonraki 5 dakika
diger bir kiz arkadasiyla,devamli hic bir konusmanin yeterli derinlige
ulasamadigi(oyle derin bi soyle$iyi barda bekledigimiz yok tabiî ki) bir
yana,aslinda bir konusmanin olup olmadigi belirsizken,arada muzigin ritmininde jest ve mimiklere
eslik ettigi bir ileti$im ritmi,bu kapali kutunun icindeki gercek ana unsur
ise, yari kapali cinsellik,artik “one night stand” den cok “once or twice in a week”
ba$ka
deyi$le rotasyon usulu bir yari kapali cinselliktir bu(ucu hem acik ama
sadecebelli bir zumreye acık); aslinda ayni alis veris merkezinde
gordugumuz gibi "ust sinir " yoktur.Ozgurluk budur.Ama tekrrarlayayim
yari kapali bir ozgurluktur.Belli temel kosullar yerine gelmi$se "ust
sinir yoktur"
ne yapildigi cok ta onemli degildir,bunun tuketilmis olmasidir
onemli olan yapilmi$ gecip gitmi$ olmasidir.Bir ba$ka deyisle elbette bi baksa gun gelir gene bir gece daha bir
telefonla potansiyel bir partner olarak karsilikli hizmet
verilebilinir(baglantida
kal).Onemli olan karsilikli rizayla bunun mesele yapilmamasidir Sehrin
kuzeyinde sapiklik olarak tanimlanan $ey burada mesele bile degildir
Bir paragrafi bulmayan soyle$inin sonunda diger
tarafa gecip bir diger samimiyet ve dostluk gosterisi,ickiden alinan yudum;muzigin
ritmi
ve touch and go….Bardaki bir erkegin,kar$isindaki kiz hakkinda merak
ettigi seyler,irak savasini destekleyen Amerikalinin ,İrak hakkinda
bilmek istediginden fazla degldir heralde(cogunun haritada yerini bile
bilmedigi ortaya cikti).Soylemek istedigim insanlarin tembel,salak
olduklari degil sadece ortami saglanan iklime uyduklaridir.Teknoloji
denen $ey, ili$kiyi olanaksizlastirmaktadir.
Tum bunlar tukendigi
anda ise zaten cep telefonunda hazir kita bekleyen “dostlara” yonelinebilinir.Ama
buradaki ana unsur mumkun oldugu kadar cok insani baglantida tutmak,yer yer
birey olma arzusuna karisan ,benzer olma arzusunu ifade eden “biz” duygusunun
tadini cikartmak. .Bo$a denilmiyor turkiyeyi cemaatler yonetir diye.Bu topluluk
icinde zaten bir cesit Konsensus oldugunu bunun tartismasinin bile yapilmasina
gerek
olmadigidir anlamamiz gereken.MOdern sosyolojinin tanimladigi
"miksofobik" cemaatin disinda yer yer miksofiliye acik bir cemaattir
bu.
Ankara 'nin apartmanlarinda, yada barlarinda ya da alisveris
merkezlerinde duzensizlik hissetmek cok zordur aslinda.Duzensizligin
faydalarini yasayabilen bir sehir degildir Ankara.
Eve donerken taksi soforu "abi sizde ressam tipi var" diyerek,galiba en yeteneksiz oldugum konuda, bana resim yapman degil oyle gozukmemin yeterli oldugunu mujdeliyordu.
Bol "İ$lemli","ileti$imli" gunun sonunda eve dondu Zerdust.
shansal.
Monday, December 21, 2009
Buz Mevsimi
bir orman söyler kuşlarına
onlar yanlış bilir adımı
ocak ayında güneş ve ötede
çöz desinler derinden bir parçayı
onlar yalnız bilir adımı
uğultu,kurt ulur,uzaktan gelen sesler
bir yıldız kaydı o gökten
uyku kanımda gümüşlü zehir
uzak nehirler düşerken hayatıma
gözlerimde en yeni grilikler
çöpdenizden toparladım yeni yüzümü
acı bir söz gibi ölüler geçidinde
yaşasın az önce vurulup düşen başkan
güneyde tırpansız bir şehirde
evraksız bir sahtekardı amcam
onlar bir kitaptan bilir adımı
buz mevsimi
biraz önce
ellerimi yakaladı.
onlar yanlış bilir adımı
ocak ayında güneş ve ötede
çöz desinler derinden bir parçayı
onlar yalnız bilir adımı
uğultu,kurt ulur,uzaktan gelen sesler
bir yıldız kaydı o gökten
uyku kanımda gümüşlü zehir
uzak nehirler düşerken hayatıma
gözlerimde en yeni grilikler
çöpdenizden toparladım yeni yüzümü
acı bir söz gibi ölüler geçidinde
yaşasın az önce vurulup düşen başkan
güneyde tırpansız bir şehirde
evraksız bir sahtekardı amcam
onlar bir kitaptan bilir adımı
buz mevsimi
biraz önce
ellerimi yakaladı.
Sunday, October 25, 2009
sirkte bir gece
cüceydi,kördü,
yeşil bir yılandı trapezde
bıçak çekerdi gece yarıları
isimsiz gölgelere
kuşlar alıp götürmeden ruhunu
soluksuz bir limanda
bekleyen yelkenliye
yeşil bir yılandı trapezde
bıçak çekerdi gece yarıları
isimsiz gölgelere
kuşlar alıp götürmeden ruhunu
soluksuz bir limanda
bekleyen yelkenliye
10. Yılında Adapazarı
Geçerken uzaktan baktım sağımda solumda
sessiz telgraf direkleri,ağaçlar,evler
on yıl saydım kağıtlardan,zaman geçmesin istedim
sonunda saymayı bıraktım gözlerimi kapatıp
Düz gidersen istanbul var karşıda,
sola dönersen adapazarı
sessiz telgraf direkleri,ağaçlar,evler
on yıl saydım kağıtlardan,zaman geçmesin istedim
sonunda saymayı bıraktım gözlerimi kapatıp
Düz gidersen istanbul var karşıda,
sola dönersen adapazarı
14-15.10.2009 BODRUM
Yukarı bakıyorum teyzemin bahçesinden
karşı tepede üçe ayrılan ince bir yol
adını bilmediğim otların yumuşak kokuları
biliyorum,başka yerlerde kış
başımın üstünden geçen sessiz bulut ırmağı
karşı tepede üçe ayrılan ince bir yol
adını bilmediğim otların yumuşak kokuları
biliyorum,başka yerlerde kış
başımın üstünden geçen sessiz bulut ırmağı
Tuesday, October 13, 2009
biraz önce ellerimde zamanı dondurdular
içimi doldurdular ölü bir hayvan gibi
uzarken kenarsız ankara sokakları
gündüzü gecesi belli olmayan
işaretler,silüetler,isim kalıntıları
kırık bir pencere,türküsüz gecelerde
gözleri yanmış saatlerin akşamı
kaçarak bütün okullardan elleri ceplerinde
döndükçe bitmeyen soluk meydanlarında
gayrı bitmez bu kağıdın yazdığı
sıkılı bir yumruk gibi durur avuçlarımda
bitti mi diye sordum henüz bitmedi birşey
tebeşirle adını yazmasam da duvara
bende bıraktığın bir resim soluk yüzlü
ardından dökmediğim bir kuru gözyaşı uzun
içimi doldurdular ölü bir hayvan gibi
uzarken kenarsız ankara sokakları
gündüzü gecesi belli olmayan
işaretler,silüetler,isim kalıntıları
kırık bir pencere,türküsüz gecelerde
gözleri yanmış saatlerin akşamı
kaçarak bütün okullardan elleri ceplerinde
döndükçe bitmeyen soluk meydanlarında
gayrı bitmez bu kağıdın yazdığı
sıkılı bir yumruk gibi durur avuçlarımda
bitti mi diye sordum henüz bitmedi birşey
tebeşirle adını yazmasam da duvara
bende bıraktığın bir resim soluk yüzlü
ardından dökmediğim bir kuru gözyaşı uzun
Monday, October 05, 2009
Doğum Günüm

Kırmızı tuğlalı birbirine benzeyen evlerin ardarda dizildiği
Yağmurlu bir kentin sabahına
iki katlı otobüsler pembe burunlu kadınları
son duraklara götürürken doğdum ben
ve anneme gülümsedim hemen.
“bak,gri bir gökyüzü” dedim.
elmalı turta ve çabuk olun
ikindi çayını kaçırmamak için az
sonra.
üç istasyon ötede yeraltı treniyle
yuvarlak gözlüklü bir adam oğluna isim arıyordu
"Home Office". "Birth Certificate".
doğuştan göçmen hissederek dolaşmak çıkmaz sokakları
Galiba böyle başlıyordu.
Friday, October 02, 2009
Wednesday, September 02, 2009
acım memleket kadar
yandım ki küllerimden tanırsın beni iyi bak
ben tanrının üvey evladı ben havvanın öz elçisi
alıp başımı geldim sakin
sana cehennemden selam getirdim
sana çürük elma nektarı...
öfkeli bir gündü saçlarıma değmişti kör makas
sarı bir zarfa koyup dize getirdim saç bağımı
saç bağım gık dememiştir
saç bağım kandırmıştır tanrıyı
bilirim ölüm ustalık ister alın beni içeri
aynalar boyalı gülen yüzler
silsem herkesi üç avuç kir
size öğreteceğim kar teni nasıl yakar
şu içimde çırpanan kuş neden kanatsız
buyumdan büyük korkularım var tıpkı kar kanaması
sana öğreteceğim gergefe kaç harf gizlenir
sus ve dinle ve iyi bak
acım memleket kadar
düşlerim kocaman
Sevda Zeynep Karadağ
ben tanrının üvey evladı ben havvanın öz elçisi
alıp başımı geldim sakin
sana cehennemden selam getirdim
sana çürük elma nektarı...
öfkeli bir gündü saçlarıma değmişti kör makas
sarı bir zarfa koyup dize getirdim saç bağımı
saç bağım gık dememiştir
saç bağım kandırmıştır tanrıyı
bilirim ölüm ustalık ister alın beni içeri
aynalar boyalı gülen yüzler
silsem herkesi üç avuç kir
size öğreteceğim kar teni nasıl yakar
şu içimde çırpanan kuş neden kanatsız
buyumdan büyük korkularım var tıpkı kar kanaması
sana öğreteceğim gergefe kaç harf gizlenir
sus ve dinle ve iyi bak
acım memleket kadar
düşlerim kocaman
Sevda Zeynep Karadağ
Friday, August 28, 2009
Ergin Günçe Özgeçmiş
önce blogcunun notu: çok sevdim ! daha önce yapılmamış olmasından değil, özenle duyguyla işlenmiş olmasından ötürü çok sevdim.
d.
Ergin Günçe
anısına... kendi dizeleriyle k/özgeçmiş...
Ben yeni bir çocuk oldum elmalar asılı her yerimde
Uzun yaz dallarda kendine bir şeyler ekler (1)
Kumral bir Yaz peşimdedir,dolaşırım ben
Altı yaşında tütüne gittim,oğlak güttüm çırak (2)
Öğrendimki Dünya karanlık ve aydınlıktır
Uzundur ve kısadır çengiler ve elemler
Güneş bir mızrak boyudur üstümüzde (3)
Asılı bir kahır olarak başucumuzda
Artan ve eksilen şeyler (4)
Babam atıldı öğretmenlikten
Annem de çok uzun hastalandı
Evimizi bozuk paralarla döndürdüm
Çünkü Babam kamyonla şarap satmayı başaramadı
İlk kez tutuklandım Kapalıçarşı'da
Dokuzundaydım artık ve polise amca dememeye başladım (5)
Sabahları 50 simitten 50 kuruş kazanıyordum
Babam yeniden öğretmenliğe alındı (6)
Kahverengidir herşey ve gözlerde hertürlü herşey yani hayat:1930 lar (7)
Faşizmi çocuklarda anlayabilir
Dayak yemektir serseri bir babadan
Üvey ana,yarı güleç öksüze
Sabunlu eliyle tokadı yapıştırır
Çocuk faşizmi yanağında tanır (8)
Herkes bir cumhuriyettir aslına bakılırsa
Babam bile bir cumhuriyettir ikinci karısıyla (9)
Korkmadım kimsenin devletinden
Ben de elbet Dedemin bahçesinde yetiştim
Kökenim Ateş veToprak ve Su
Üşürsem kendimi yakarım (10)
Sonra birden büyüdük seslerimiz değişti (11)
Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum
Ateş okudum kitap yakarak (12)
Uzak yolculuklara, çıkmak üzere gibiyiz
Gözlerimde, çünkü bir tenhalık var (13)
Sokak lâmbalarını tanık gösterebilirim
Yalan söylemem zaten keyfim de yok
Unuttuğum şeylerin adları
Saymakla tükenmez (14)
Benim yüzüm çerkes yüzüdür
Öğünür eğlenirken sam yeli kulaklarımda (15)
Şiir tabanca oldu artık
Bir tarih düşelim şuraya (16)
Bir kuyuya demek istiyorum da işte bir türlü olmuyor
Zordur ölümü getiren gelecekler yaşamak (17)
Her aydın hapse girmelidir
Halkı tanımak, Devleti görmek için (18)
-Sanki biz burda boncuktan sallama örmüyoruz
Koğuşun da bir akşam güzelliği vardır,ülkemiz büyük
Eski bir Bitlis tütününün anıları gibiyiz (19)
Her sıkıya karşı şiir direnecektir
Uyaklı, gür sesli, kekeme, ürkek
Her yönetime karşı başkaldırır aslında
Elemlerin sanatı, Gencölenlerin (20)
Her türlü kavgada umudumun ustası (21)
Türkiye kadar bir çiçek (22)
Her Ölüm bir noktadır, satırbaşı yap (23)
Devrimcilik: artık onu da kendin ekleyeceksin (24)
Her şey gelip geçicidir
Bilirsin, Zaman bile
Her şey bir yağmura benzer
Başlar, Gelişir ve Sona erer (25)
Ben uzağa giderken Dadal uykuda olacağı için
Dört mum yak Gülseren ve bir pasta yap (26)
Ölüm Tanrı gibidir esirger ve bağışlar (27)
Derleyen :Sevda Zeynep Karadağ
Kaynak:
Ergin GÜNÇE /Türkiye Kadar Bir Çiçek / Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Şiir Dizisi
(1): syf 10.....(2): syf 90.....(3): syf 99.....(4): syf 153......(5): syf 156......(6): syf 157......(7): syf 116......(8): syf 117......
(9): syf 113......(10): syf 100......(11): syf 112......(12): 90......(13): syf 144......(14): syf 14......(15): syf 31......(16): syf 51.....(17): syf 67......(18): syf 81.....(19): syf 152.....(20): syf 86......(21): syf 87...... (22): syf 48......(23): syf 88......
(24): syf 83.....(25): syf 146......(26): syf 94...... (27): syf 144.
d.
Ergin Günçe
anısına... kendi dizeleriyle k/özgeçmiş...
Ben yeni bir çocuk oldum elmalar asılı her yerimde
Uzun yaz dallarda kendine bir şeyler ekler (1)
Kumral bir Yaz peşimdedir,dolaşırım ben
Altı yaşında tütüne gittim,oğlak güttüm çırak (2)
Öğrendimki Dünya karanlık ve aydınlıktır
Uzundur ve kısadır çengiler ve elemler
Güneş bir mızrak boyudur üstümüzde (3)
Asılı bir kahır olarak başucumuzda
Artan ve eksilen şeyler (4)
Babam atıldı öğretmenlikten
Annem de çok uzun hastalandı
Evimizi bozuk paralarla döndürdüm
Çünkü Babam kamyonla şarap satmayı başaramadı
İlk kez tutuklandım Kapalıçarşı'da
Dokuzundaydım artık ve polise amca dememeye başladım (5)
Sabahları 50 simitten 50 kuruş kazanıyordum
Babam yeniden öğretmenliğe alındı (6)
Kahverengidir herşey ve gözlerde hertürlü herşey yani hayat:1930 lar (7)
Faşizmi çocuklarda anlayabilir
Dayak yemektir serseri bir babadan
Üvey ana,yarı güleç öksüze
Sabunlu eliyle tokadı yapıştırır
Çocuk faşizmi yanağında tanır (8)
Herkes bir cumhuriyettir aslına bakılırsa
Babam bile bir cumhuriyettir ikinci karısıyla (9)
Korkmadım kimsenin devletinden
Ben de elbet Dedemin bahçesinde yetiştim
Kökenim Ateş veToprak ve Su
Üşürsem kendimi yakarım (10)
Sonra birden büyüdük seslerimiz değişti (11)
Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum
Ateş okudum kitap yakarak (12)
Uzak yolculuklara, çıkmak üzere gibiyiz
Gözlerimde, çünkü bir tenhalık var (13)
Sokak lâmbalarını tanık gösterebilirim
Yalan söylemem zaten keyfim de yok
Unuttuğum şeylerin adları
Saymakla tükenmez (14)
Benim yüzüm çerkes yüzüdür
Öğünür eğlenirken sam yeli kulaklarımda (15)
Şiir tabanca oldu artık
Bir tarih düşelim şuraya (16)
Bir kuyuya demek istiyorum da işte bir türlü olmuyor
Zordur ölümü getiren gelecekler yaşamak (17)
Her aydın hapse girmelidir
Halkı tanımak, Devleti görmek için (18)
-Sanki biz burda boncuktan sallama örmüyoruz
Koğuşun da bir akşam güzelliği vardır,ülkemiz büyük
Eski bir Bitlis tütününün anıları gibiyiz (19)
Her sıkıya karşı şiir direnecektir
Uyaklı, gür sesli, kekeme, ürkek
Her yönetime karşı başkaldırır aslında
Elemlerin sanatı, Gencölenlerin (20)
Her türlü kavgada umudumun ustası (21)
Türkiye kadar bir çiçek (22)
Her Ölüm bir noktadır, satırbaşı yap (23)
Devrimcilik: artık onu da kendin ekleyeceksin (24)
Her şey gelip geçicidir
Bilirsin, Zaman bile
Her şey bir yağmura benzer
Başlar, Gelişir ve Sona erer (25)
Ben uzağa giderken Dadal uykuda olacağı için
Dört mum yak Gülseren ve bir pasta yap (26)
Ölüm Tanrı gibidir esirger ve bağışlar (27)
Derleyen :Sevda Zeynep Karadağ
Kaynak:
Ergin GÜNÇE /Türkiye Kadar Bir Çiçek / Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Şiir Dizisi
(1): syf 10.....(2): syf 90.....(3): syf 99.....(4): syf 153......(5): syf 156......(6): syf 157......(7): syf 116......(8): syf 117......
(9): syf 113......(10): syf 100......(11): syf 112......(12): 90......(13): syf 144......(14): syf 14......(15): syf 31......(16): syf 51.....(17): syf 67......(18): syf 81.....(19): syf 152.....(20): syf 86......(21): syf 87...... (22): syf 48......(23): syf 88......
(24): syf 83.....(25): syf 146......(26): syf 94...... (27): syf 144.
Monday, August 17, 2009
Evdeyiz
EVDEYİZ
Günlerin isi elmaları karattı
Kenti de rüzgârı da gökyüzünü de
O odadan o odaya gittim geldim
Gelirler, dedim, evdeyiz
Deniz az ötemizde, balkonda otururuz,
Gelseler bir, kimin geleceği belli değil,
Asfaltın yırtığında Pars adımları
Kaldırımlar geyik ormanı
Pencereye diktim gözümü
Elmaların yerini değiştirdim
Gelseler evdeyiz - temmuz akşamı
Evdeyiz, bir kapı kapanıyor
Açılıyor öbürü, ruhumuzu saklıyoruz
Duvarlardan içeri, dışarıda çitimizi
Aşan kırlangıçlar uçuyor
Kanatları is
AHMET ADA
(Sözcükler Denizi kitabından,
Şiirden Yayınları, 2009)
blogcunun notu:Fas'a gittiğimde çarşıda küçük heykeller yapan bir adam görmüştüm. Çamur, kil, çer, çöp, alabildiğince basit şeyleri karıştırıp çok hoş heykelcikler yapıyordu.Şiirde de bunu arıyorum bazen, en bildik sözcüklerden bir güzellik, bir parıltı yaratmak. "Evdeyiz" de bu duyguyu fazlasıyla hissettim, izin alıp yazarından buraya taşıdım.Kitabı da alacağım...
d.
Günlerin isi elmaları karattı
Kenti de rüzgârı da gökyüzünü de
O odadan o odaya gittim geldim
Gelirler, dedim, evdeyiz
Deniz az ötemizde, balkonda otururuz,
Gelseler bir, kimin geleceği belli değil,
Asfaltın yırtığında Pars adımları
Kaldırımlar geyik ormanı
Pencereye diktim gözümü
Elmaların yerini değiştirdim
Gelseler evdeyiz - temmuz akşamı
Evdeyiz, bir kapı kapanıyor
Açılıyor öbürü, ruhumuzu saklıyoruz
Duvarlardan içeri, dışarıda çitimizi
Aşan kırlangıçlar uçuyor
Kanatları is
AHMET ADA
(Sözcükler Denizi kitabından,
Şiirden Yayınları, 2009)
blogcunun notu:Fas'a gittiğimde çarşıda küçük heykeller yapan bir adam görmüştüm. Çamur, kil, çer, çöp, alabildiğince basit şeyleri karıştırıp çok hoş heykelcikler yapıyordu.Şiirde de bunu arıyorum bazen, en bildik sözcüklerden bir güzellik, bir parıltı yaratmak. "Evdeyiz" de bu duyguyu fazlasıyla hissettim, izin alıp yazarından buraya taşıdım.Kitabı da alacağım...
d.
Boşanma
Küçük bir kavramdın önceleri
Çözülmedik düğmelerin kalmıştı, ölçülmedik caddelerin
Usancın çocuktan kalma bir yüzdü, kızgınlığın ayakta patlayan üç satır küf
Ayakkabıların durmuştu; bana benzemeyen ince topuk
İç organların; pembe, beyaz, dantelli, el işlemeli, benimkilerse yamalı
Mektubun duruyordu ortada, bir kız arkadaşına yazılır gibi boncuklu
Benim hoyrat notlarıma ne demeli? Sana elim bile değmedi
Seni istedim, bir bardak su uçuştu aramızda, bahar geldi oturdu
Eteklerinde her türlü zil çaldı, susturdum, çorabın her yakama dokundu
Elimi tuttun usulca, elimdeki kemikleri, yazdığım, bıraktığım her şeyi
Bana uzandın, göğsümden üç tek kıl öptün, yüzünü sürdün, ana benzedin
Çocuklarımız oldu, usançlarımız doğdu, ekmekleri bölerek büyüttün durdun
Günler üst üste patladı, şafaklar harladı, kırmızı bir alevdi yaşadığımız
İstemedik buluştuk, istedik olanca insan girdi aramıza, yaşamımızın hepsi
Mektuplar geldi, sular içildi, akşamlar uyundu, bir pul damgalandı öbür ülkemize
Neyin kavgasıydı anlamadık, yüzümüzü değiştik sonunda
Ayrılmaya hazır değildik, karıştırdık gün bitiminin, sonra kışların orasını burasını
Biz yanılmadık, çakıl taşları yanıldı, yalnayak bastığımız
Bir sokak lâmbası yandı, ayrı geçtik gecenin ortasını
Şimdi ayrı bir evde kendi yüzümüzü
İstemeden maske yaptık, çizdiğimiz sonbahar resmine
Çocuklarımız ölü taşlar gibi durdu
Yaşadığımız günlerse bir defter sayfası, iki kaleme gebe
Bakmak gerek içilen tüm şarap tortularına
Kiremitler alalım, odalar kuralım, yuva üstüne yuva
HÜSEYİN PEKER
(Hüseyin Abi, izin almadım kusura bakma, "sil" dersen hemen silerim.
d.)
Çözülmedik düğmelerin kalmıştı, ölçülmedik caddelerin
Usancın çocuktan kalma bir yüzdü, kızgınlığın ayakta patlayan üç satır küf
Ayakkabıların durmuştu; bana benzemeyen ince topuk
İç organların; pembe, beyaz, dantelli, el işlemeli, benimkilerse yamalı
Mektubun duruyordu ortada, bir kız arkadaşına yazılır gibi boncuklu
Benim hoyrat notlarıma ne demeli? Sana elim bile değmedi
Seni istedim, bir bardak su uçuştu aramızda, bahar geldi oturdu
Eteklerinde her türlü zil çaldı, susturdum, çorabın her yakama dokundu
Elimi tuttun usulca, elimdeki kemikleri, yazdığım, bıraktığım her şeyi
Bana uzandın, göğsümden üç tek kıl öptün, yüzünü sürdün, ana benzedin
Çocuklarımız oldu, usançlarımız doğdu, ekmekleri bölerek büyüttün durdun
Günler üst üste patladı, şafaklar harladı, kırmızı bir alevdi yaşadığımız
İstemedik buluştuk, istedik olanca insan girdi aramıza, yaşamımızın hepsi
Mektuplar geldi, sular içildi, akşamlar uyundu, bir pul damgalandı öbür ülkemize
Neyin kavgasıydı anlamadık, yüzümüzü değiştik sonunda
Ayrılmaya hazır değildik, karıştırdık gün bitiminin, sonra kışların orasını burasını
Biz yanılmadık, çakıl taşları yanıldı, yalnayak bastığımız
Bir sokak lâmbası yandı, ayrı geçtik gecenin ortasını
Şimdi ayrı bir evde kendi yüzümüzü
İstemeden maske yaptık, çizdiğimiz sonbahar resmine
Çocuklarımız ölü taşlar gibi durdu
Yaşadığımız günlerse bir defter sayfası, iki kaleme gebe
Bakmak gerek içilen tüm şarap tortularına
Kiremitler alalım, odalar kuralım, yuva üstüne yuva
HÜSEYİN PEKER
(Hüseyin Abi, izin almadım kusura bakma, "sil" dersen hemen silerim.
d.)
Thursday, August 13, 2009
neredesin, neredeyim, neredeler...
ey dost, ey beni benden alıp aklımı uzak diyarlara götürecek şahsiyet...böyle biri var mı gerçekten ve eğer varsa nerede?
ben neredeyim? kaç beklentim var, kaç kez aynı bahçeyi sulayabilirim güneş batmadan? bir yetişme telaşı...
onları otobüsün penceresinden görmüştüm, topluca biryerlere gidiyorlardı...güle oynaya...neşelerine ortak olmaya yaşım yetmedi...1969'un o sıcak yazı, odtü'de bir bölümün önü, o güzel yüzlü kızlar oğlanlar nerededirler ki acaba şimdi?
her türlü kayıt, bir yetersizliğin öteki adı...
ey dost, ey beni benden alıp aklımı uzak diyarlara götürecek şahsiyet...böyle biri var mı gerçekten ve eğer varsa nerede?
ben neredeyim? kaç beklentim var, kaç kez aynı bahçeyi sulayabilirim güneş batmadan? bir yetişme telaşı...
onları otobüsün penceresinden görmüştüm, topluca biryerlere gidiyorlardı...güle oynaya...neşelerine ortak olmaya yaşım yetmedi...1969'un o sıcak yazı, odtü'de bir bölümün önü, o güzel yüzlü kızlar oğlanlar nerededirler ki acaba şimdi?
her türlü kayıt, bir yetersizliğin öteki adı...
Thursday, June 04, 2009
Friday, April 24, 2009
BAYRAMA GİTMEYEN ÜÇ ÇOCUK
1. Ç ı r a k
Denize sapa suratıyla karmaşık bir çocuk olan çırak
Gözleri ince tuzaklar, güneşli delilikler peşinde
İçinden ağlama teneffüsü’dür şimdi
Vietnam, Filistin, İrlanda
Tam kuşlara buğday serpme saati
Savaşları okuyor renkli gazetelerde
Annesini Perşembe gömdüklerine göre,
Daha bir haftadır böyle algın
Islak, sarı toprak, günlük kokusu
Kuru, kanlı toprak, barut kokusu
En iyisi büyümeden buralardan kopup gitmek
İşçi mi korsan mı bir şey olmak üzere
Bir kereste motoruyla ormanlık bölgelere
Bu ilk alıştırması
Dişlerini kenetler, çıkar gider çırak
İlerde kesilecek başları düşünür
Erken mi yoksa daha düşünmek için?
2. Ö ğ r e n c i
“İnsan bir aşk bulmalı onu yaşamalıdır
“Geometri de, beden eğitimi de hiç ve boşuna
“Esnetir Tarih, takma dişleri sarı ve üstelik Coğrafya
“Şimdi okuldan sansar gibi çıkmalıyım
“Koşup dağılmalı Mayıs bayrakları dalgalanan kente
“Bildiri olup dağılmalı insan büyüyünce
“Şimdi bu sıkıntıyı kuşlara savurmalı
“İki ölüm boyu yüksekte salınan bir uçurtma
“Gel be ipimizi koparalım, ev ve iştah da ne
“Yeni bir töreye doğru yeni bir donanma
“Başka bir ulus belki, başka bir ülke
“Tanrıyı ekmeğe göre yeniden tanımlayalım
“Yeni bir yürek için zaman ve kalkınma
“Olmazsa yıkılalım, kim bu sıkıntı her zaman göğüste
“Olmazsa olmasın, amcamda bir tabanca var
“Ve çok sever beni
“Nasılsa vururum birilerini!”
3. T u t u k l u
burda okul bile var remziye teyze
dayak bile yiyoruz öğretmenimizden
birdirbir oynuyoruz kimseye görünmeden zeki diye
bir çocukla ben
onunku da hırsızlık fakat çok komik bir suratı vardır
şişmandır ve durduğu yerde güler
ömer abi var yozgatlı bir gardiyan vurmaz insana
vurur gibi yapar
ötekiler herkes döver bu koğuşta
dokuz çocuk olduk babası yurtdışında
sürgüne dağıtıma gitti ötekiler hep
elli kişi mi ne kaldık
kimisi de çıktı bu zeki de gider yakında
herkes burda kediyi tekmeler minnoş diye bir kedi
var
beni ise yalar o da elimi ve yüzümü yalar iyi severim
cepçi olan yeni çocuk adını garip koyalım bu kedinin
dedi de
dedi annadın mı diye tutturdu garip diye bir kedisi
ölmüş eskiden
bu dünyada amma tuhaf çocuklar yaşıyor
kafam çok kızıyor ama ben burda herkesten
küçüğüm tabi ve marangoza ancak yazarlar yaz
bitince
ve burda kalırsak
o zamana kadar babam bile dönmüş olur belki
karpuz istedi canım bugün bir de eşki elma
vardır ya vardır ya kiraz getirseniz biraz belki
sokmazlar kantinde var derler çünkü
parayla ya da işle satarlar
sen gene getir iboyu ben uzatır elimi severim
minnoşu da getiririm görüşünüze
biraz gıdıklarım sana da bir boncuk işlettim
burada en güzel yapan cafer ağaya
havalar ısındı remziye teyze ve çok pislik buralar
ister zahmet etmeyin ister cuma günü gelin
babamdan mektup getirirsiniz
dün burda üç abiyi asmışlar
suç anayasayı devirmek
zor mudur acaba asılmak
hepinize hoşça selam eder ellerinden öperim
Ergin Günçe
1973
Denize sapa suratıyla karmaşık bir çocuk olan çırak
Gözleri ince tuzaklar, güneşli delilikler peşinde
İçinden ağlama teneffüsü’dür şimdi
Vietnam, Filistin, İrlanda
Tam kuşlara buğday serpme saati
Savaşları okuyor renkli gazetelerde
Annesini Perşembe gömdüklerine göre,
Daha bir haftadır böyle algın
Islak, sarı toprak, günlük kokusu
Kuru, kanlı toprak, barut kokusu
En iyisi büyümeden buralardan kopup gitmek
İşçi mi korsan mı bir şey olmak üzere
Bir kereste motoruyla ormanlık bölgelere
Bu ilk alıştırması
Dişlerini kenetler, çıkar gider çırak
İlerde kesilecek başları düşünür
Erken mi yoksa daha düşünmek için?
2. Ö ğ r e n c i
“İnsan bir aşk bulmalı onu yaşamalıdır
“Geometri de, beden eğitimi de hiç ve boşuna
“Esnetir Tarih, takma dişleri sarı ve üstelik Coğrafya
“Şimdi okuldan sansar gibi çıkmalıyım
“Koşup dağılmalı Mayıs bayrakları dalgalanan kente
“Bildiri olup dağılmalı insan büyüyünce
“Şimdi bu sıkıntıyı kuşlara savurmalı
“İki ölüm boyu yüksekte salınan bir uçurtma
“Gel be ipimizi koparalım, ev ve iştah da ne
“Yeni bir töreye doğru yeni bir donanma
“Başka bir ulus belki, başka bir ülke
“Tanrıyı ekmeğe göre yeniden tanımlayalım
“Yeni bir yürek için zaman ve kalkınma
“Olmazsa yıkılalım, kim bu sıkıntı her zaman göğüste
“Olmazsa olmasın, amcamda bir tabanca var
“Ve çok sever beni
“Nasılsa vururum birilerini!”
3. T u t u k l u
burda okul bile var remziye teyze
dayak bile yiyoruz öğretmenimizden
birdirbir oynuyoruz kimseye görünmeden zeki diye
bir çocukla ben
onunku da hırsızlık fakat çok komik bir suratı vardır
şişmandır ve durduğu yerde güler
ömer abi var yozgatlı bir gardiyan vurmaz insana
vurur gibi yapar
ötekiler herkes döver bu koğuşta
dokuz çocuk olduk babası yurtdışında
sürgüne dağıtıma gitti ötekiler hep
elli kişi mi ne kaldık
kimisi de çıktı bu zeki de gider yakında
herkes burda kediyi tekmeler minnoş diye bir kedi
var
beni ise yalar o da elimi ve yüzümü yalar iyi severim
cepçi olan yeni çocuk adını garip koyalım bu kedinin
dedi de
dedi annadın mı diye tutturdu garip diye bir kedisi
ölmüş eskiden
bu dünyada amma tuhaf çocuklar yaşıyor
kafam çok kızıyor ama ben burda herkesten
küçüğüm tabi ve marangoza ancak yazarlar yaz
bitince
ve burda kalırsak
o zamana kadar babam bile dönmüş olur belki
karpuz istedi canım bugün bir de eşki elma
vardır ya vardır ya kiraz getirseniz biraz belki
sokmazlar kantinde var derler çünkü
parayla ya da işle satarlar
sen gene getir iboyu ben uzatır elimi severim
minnoşu da getiririm görüşünüze
biraz gıdıklarım sana da bir boncuk işlettim
burada en güzel yapan cafer ağaya
havalar ısındı remziye teyze ve çok pislik buralar
ister zahmet etmeyin ister cuma günü gelin
babamdan mektup getirirsiniz
dün burda üç abiyi asmışlar
suç anayasayı devirmek
zor mudur acaba asılmak
hepinize hoşça selam eder ellerinden öperim
Ergin Günçe
1973
Friday, April 17, 2009
ÇIPLAK DAĞDA BİR GECE
Kötü adamlardı,çok kötü hem de... işlerini saldıkları korku üzerinden yürüttüler hep. Öyle korkuttular ki insanları, olduklarından da güçlü zannedildiler. İleriki yıllarda her türlü baskı rejiminin sembolü haline geldiler. Hem istibarat topluyor hem de operasyon yapıyorlardı, "dur" diyenleri, denetleyenleri yoktu.Basit ihbarlar çoğu zaman temel kaynaklarıydı ve kanıt yaratmak konusunda uzmandılar. Bir kitap, bir mektup, bir kalem, ...onlar için herşey kanıttı. Sabahın erken saatlerinde kapıya dayanmalarıyla da ünlenmişlerdi.Günümüzdeki basit özentileriyle farkları yaptıkları çok ağır işkenceler ve alıp götürdüklerinin meçhule erişmesi idi.
Wednesday, April 15, 2009
ÇOK TUHAF SORUŞTURMA
Baslı rejimlerinin ortak karakteristiğidir: Önce bir SUÇ yaratılır, sonra o SUÇ a uyacak SUÇLU bulunur. Arama, tarama, delil toplama,ortaya delil saçma,gözaltı,sorgu, mahkeme... mümkün olduğunca sahte bir şeffaflıkla gözönünde yapılır. ZANLI ile SUÇLU aynı kişiymiş gibi gösterilir. Amaç, toplumun az ilgili düşük bilgili kesimlerine, bu SUÇLU larla ilgili bir zayıf KANAAT NOTU verdirebilmektir. Bu çemberin tamamlandığına inanıldığında işlemler yavaşlar, gevşer,çözülür. Toplumun az ilgili düşük bilgili kesimini yönlendirmek için ORTALAMA AKLA HİTABET konusunda muvaffak ortaboy KANAAT ÖNDERLERİ itinayla seçilir.Bu KANAAT ÖNDERLERİ'nin ortak özellikleri kullanıldıktan sonra gözden çıkarılabilir olmalarıdır.Yazdıkları gazeteler,şakıdıkları müsvedde televizyon kanalları, ait oldukları topluluklar ve hatta partiler için hiçbirisi VAZGEÇİLMEZ değildir. Eldeki tüm insan kaynaklarını bir atımda harcamamak adına bazılarının TOPA GİRMEMESİ,KENARDA BEKLEMESİ sağlanır. Çok büyük olduğuna inanılan ASLAR ise final için saklanır,final planları son dakika golleri ile bozulursa, ortaya çıkartılmazlar.GELECEĞİN de kendi mahkemesi vardır, yargılar ve ağır hükümler verir. Bu hükümler ahlakı olana çarpar, ahlaksızın durumunu değişmez bir şekilde tescil eder. GELECEĞİN MAHKEMESİnde temyiz, avukat, savcı...yoktur.Ama MAHKUM vardır, EBEDİ MAHKUM.
Subscribe to:
Posts (Atom)
