18 haziran 2013
Sen ortalığı ilaçlı suya ve gaza boğarsın, cam çerçeve bırakmaz revir otel hastane neresi varsa saldırırsın, çoluk çocuğu sokak ortasında tekme tokat yerlerde sürüklersin sokak aralarında pusu kurayım diye uğraşırsın, bu da yetmezmiş gibi iti kopuğu azdırıp ellerinde palalarla sokağa salarsın, sonra çıkıp televizyonlarda olabilecek en saçma açıklamaları yaparsın...adamın biri gelir tek başına durur karşında,aczini bir tokat gibi suratına çarpar. yapacak hiç bir şey bulamazsın,.
Wednesday, June 19, 2013
7 haziran 2013
Direnişin ilk gününden beri "benim için bitti" diyenlerle diyalog kurmaya çalışıyorum.(ilk gününde bitirmeye çalışanlar da başka bir ızdıraptır) Türkiye özlediği sivil topluma belki de bu direnişin sonunda ulaşacaktır. Farklı kesimlerden birbirini dinleyenler anlamaya çalışanlar var...bu bizim için çok yeni bir durum. Bunu hızlıca bitirmesek de azıcık devam ettirsek daha iyi sanki. Daha bu akşamüstü biri beni BDP'li olmakla suçladı hiç alakam olmadığı halde. Aldırmadım.İnsanların birbirini suçlamadığı bir ülkenin izini sürüyorum. Bu kalkışmayı herkes başka yöne çekecektir, ben sürekli sokaklardayım ve sokağın dili yeterince temiz.İsrail'in Ermeniler'İn bu eylemi desteklediği ve bu eylemin o anda bittiği söylemleri var. Benim İsraillilerle ve Ermenilerle hiç bir meselem yok, benim meselem ırkçılarla. Meselem kendi ırkının varlığı için bir diğerinin yok olmasını isteyebilenlerle.
Yarın İmralı'daki kişi "eylemleri destekliyorum" diyecektir sipariş üzerine merak etmeyin. Biz İsrail ya da İmralı için değil doğru dürüst bir memlekette yaşamak için sokaklardayız. Eylem kırıcılığı yapmayın, dürüstçe "bıktım sıkıldım eve gidiyorum" deyin. Zaten vicdanınız dışında sizi kimse eyleme zorlamıyor, bahane yaratacağınıza gidin vicdanınızla hesaplaşın.
Direnişin ilk gününden beri "benim için bitti" diyenlerle diyalog kurmaya çalışıyorum.(ilk gününde bitirmeye çalışanlar da başka bir ızdıraptır) Türkiye özlediği sivil topluma belki de bu direnişin sonunda ulaşacaktır. Farklı kesimlerden birbirini dinleyenler anlamaya çalışanlar var...bu bizim için çok yeni bir durum. Bunu hızlıca bitirmesek de azıcık devam ettirsek daha iyi sanki. Daha bu akşamüstü biri beni BDP'li olmakla suçladı hiç alakam olmadığı halde. Aldırmadım.İnsanların birbirini suçlamadığı bir ülkenin izini sürüyorum. Bu kalkışmayı herkes başka yöne çekecektir, ben sürekli sokaklardayım ve sokağın dili yeterince temiz.İsrail'in Ermeniler'İn bu eylemi desteklediği ve bu eylemin o anda bittiği söylemleri var. Benim İsraillilerle ve Ermenilerle hiç bir meselem yok, benim meselem ırkçılarla. Meselem kendi ırkının varlığı için bir diğerinin yok olmasını isteyebilenlerle.
Yarın İmralı'daki kişi "eylemleri destekliyorum" diyecektir sipariş üzerine merak etmeyin. Biz İsrail ya da İmralı için değil doğru dürüst bir memlekette yaşamak için sokaklardayız. Eylem kırıcılığı yapmayın, dürüstçe "bıktım sıkıldım eve gidiyorum" deyin. Zaten vicdanınız dışında sizi kimse eyleme zorlamıyor, bahane yaratacağınıza gidin vicdanınızla hesaplaşın.
2 haziran 2013
meseleyi merkezden ve sağdan teorize edenlere bakarsan haklı başlamış bir çevreci eylemmiş ama artık saldırganlığa dönüşmüşmüş,marjinal gruplar filan da karışmış kalabalığa, hem daha önce on binlerce ağaç kesilmişmiş de ona kimse ses çıkartmamış bunlar hep maksatlı imiş. meseleyi soldan teorize ediyorum zanneden tatlı su sosyalistlerine göre ise olaylarda kontrol ergenekon, chp, ulusalcılar ve darbeciler gibi grupların eline geçince eylem zaten o anda anlamını yitirmiş.
ya kardeşim, bi hassiktirin be!
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
biber gazı gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
çevikler beni sevmiyordu bilirdim
bir sevdikleri vardı duyardım
öfkeli bir adam kendince
dengesizin biriydi fikrimce
ne vakit televizyonda görsem
beni öldüreceğinden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
ne vakit taksimden geçsem
meydanda hep tomalar olurdu
ağaçlar kuşlar ölürdü
gaz bulutu aklımı alırdı
sessizce bir karbonat sürerdin
gözlerin ağzın yanardı
toma bir su sıkardı
ıslanırdım içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
akşamlar polis saldırısıyla biterdi
isimsiz çocuklar kan içinde yatardı
Beşiktaştan bir toma giderdi
sen kalkıp ondan kaçardın
benzin mum gibi solardı
sabaha kadar şubede kalırdın
dengesizin biriydi fikrimce
konuştu mu cenazeye benzerdi
hele üstüne tomaları saldı mı
felâketim olurdu ağlardım
biber gazı gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
çevikler beni sevmiyordu bilirdim
bir sevdikleri vardı duyardım
öfkeli bir adam kendince
dengesizin biriydi fikrimce
ne vakit televizyonda görsem
beni öldüreceğinden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
ne vakit taksimden geçsem
meydanda hep tomalar olurdu
ağaçlar kuşlar ölürdü
gaz bulutu aklımı alırdı
sessizce bir karbonat sürerdin
gözlerin ağzın yanardı
toma bir su sıkardı
ıslanırdım içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
akşamlar polis saldırısıyla biterdi
isimsiz çocuklar kan içinde yatardı
Beşiktaştan bir toma giderdi
sen kalkıp ondan kaçardın
benzin mum gibi solardı
sabaha kadar şubede kalırdın
dengesizin biriydi fikrimce
konuştu mu cenazeye benzerdi
hele üstüne tomaları saldı mı
felâketim olurdu ağlardım
Saturday, October 20, 2012
12'lerden bir Eylül
12 Eylül, melodisini postal topuğundan alan rezil bir sonbahar günüdür.
12 Eylül, saçları sıfıra vurulmuş hâlde eve dönen babamın derin sessizliği, sızlayan ruhu ve çürümüş diz kapaklarıdır.
12 Eylül, sözlüğünde insan yazmayan, duvarları kanla yıkanan cezaevidir.
12 Eylül, işkence odalarında elektrikle, suyla, askıyla, copla ve erkeklik organıyla çok çeşitli deney yapabilme yetisi kazanan polistir.
12 Eylül, hangi şehrin hangi toprağı altında çürüdüğü bilinemeyen sayısız cesettir.
12 Eylül, sevdikleri insanları sonsuza kadar yitiren yaslılar korosudur.
12 Eylül, üniformalıların halay başı olduğu aklın kökünü kurutma festivalidir.
12 Eylül, leopar desenli ayakkabısının topuğu kaldırıma takılmadığı müddetçe sesi çıkmayan politikaçoksıkıcıgillerdir.
12 Eylül, içi boşaltılmış eğitim fakülteleri, gecekondu çocuklarını medeniyet öğrensinler diye alışveriş merkezlerine götüren öğretmenlerdir.
12 Eylül, İslâmî bisiklet önerisi, kadını uçkur merkezli ele alan bilimsel makale, kızını dövmeyen dizini döver diyen sosyoloji profesörüdür.
12 Eylül, saçları sıfıra vurulmuş hâlde eve dönen babamın derin sessizliği, sızlayan ruhu ve çürümüş diz kapaklarıdır.
12 Eylül, sözlüğünde insan yazmayan, duvarları kanla yıkanan cezaevidir.
12 Eylül, işkence odalarında elektrikle, suyla, askıyla, copla ve erkeklik organıyla çok çeşitli deney yapabilme yetisi kazanan polistir.
12 Eylül, hangi şehrin hangi toprağı altında çürüdüğü bilinemeyen sayısız cesettir.
12 Eylül, sevdikleri insanları sonsuza kadar yitiren yaslılar korosudur.
12 Eylül, üniformalıların halay başı olduğu aklın kökünü kurutma festivalidir.
12 Eylül, leopar desenli ayakkabısının topuğu kaldırıma takılmadığı müddetçe sesi çıkmayan politikaçoksıkıcıgillerdir.
12 Eylül, içi boşaltılmış eğitim fakülteleri, gecekondu çocuklarını medeniyet öğrensinler diye alışveriş merkezlerine götüren öğretmenlerdir.
12 Eylül, İslâmî bisiklet önerisi, kadını uçkur merkezli ele alan bilimsel makale, kızını dövmeyen dizini döver diyen sosyoloji profesörüdür.
12 Eylül, okunamayan kitaplar, izlenemeyen filmler, yazılamayan yazılardır.
12 Eylül, dini bütün nesil yetiştirme projesinin başlangıcıdır.
12 Eylül, zorbalık narkozu enjekte edilen hayattır.
12 Eylül, apoletlerine kurban olduğunuz Cumhuriyetçi askerlerin bugünün iktidarına bir zamanlar nasıl kol kanat gerdiğini anlayamamanızdır.
12 Eylül, içinize kaçmış belleksizlik, uyuşukluk, menfaatçilik ve vurdumduymazlıktır. Görmezden geldiğiniz bok çukurunun adıdır 12 Eylül.
Kutlu olsun.
Seda Başer
Wednesday, July 04, 2012
Tuesday, July 03, 2012
Sunday, May 06, 2012
MAYIS GÜNLERİ İÇİN AĞIT
II.
Ortalık karışıktır
Tabanca çekmek zorunda bırakıldık
Bir tarih de biz düşelim
İşe başlamanın tam da sırası
Aşk gitti, başka Kaleler kaldı geriye
Ortalık karışıktır
Ezanda Çocukları asabilirler
Aysız ve Kanla ısıtılmış Gece
Bir Mayıs gecesi belki de
Ortalık karışıktır
Şiir de barut kokuludur artık
Kelimeler ölüp gidiyor Usta
Gül boğuldu, Zulüm atını aylandırdı
Ortalık karışıktır
Yusuf’un ütüsüz bir gömleği bizde
Hüseyin yüzümde bir rüzgâr Hüzün kaldı
Deniz bir koyu ateşle tutuşup yandı işte
Ortalık karışıktır
Halûk koşarak geldi bir Gazeteyle
Susmaya başladım birden
Düştüm ve soludum devedikenler içine
Ortalık karışıktır
Yazların ve Güzlerin acemi sözleriyim
Her şeyi yarım kalmış bir İkindi Kuşunun
Tek başına yuvasına dönüşüyüm artık
Ortalık karışıktır
Suratım yağmurla hırpalansa da
Gidip Nar çiçekleri serpmeliyim
Uzun ve Genç uykuları üstüne
Ortalık karışıktır
Şiir bile Tabanca çektirirken
Bir Tetik, birdenbire bir Tetik
Kol düştü, başka Kaleler kaldı geriye
Özetle: üretim ve tarih ötesi bir suratın mülk sahibi
Kaçar, nefesi tüketir ve saklanır
Ergin Günçe
Saturday, April 28, 2012
şu blogun sisteminin formatının sağıyla soluyla oynamasanız olmaz mı lan...benim gibi güç öğrenenleri,öğrendiğini kolay unutanları kimse düşünmez mi bu dünyada.ne zaman "size iyilik yapıyoz,yeni bilmemneye geçiyoz" yazısı çıksa bana ızdırap...zırt pırt değiştirirken bir boku insan olsanız 2 dakika da "kardeş,istemiyorsan bozmayalım ayarını eski usül takıl sen" diye bir buton da ekleseniz ya..yavşaklar sizi...
kimin okuyup ne anladığına akıl erdiemediğim bu bloga kasım ayından beri yazmamışım...yazacak şey olmadığından değil,muhtemelen "yazsam ne yazar yazmasam ne" adlı fikri hastalığın içimde derinlerde biryerlere sirayet etmesindendir. dünya bu blogların,daha da eskilere gittiğimizde postakartlarının,küçük zarfların ve mektupların etrafında dönmüyor.oysa eskiden bu durum tümüyle farklı idi.belki bir ara üşenmem de anlatırım.
sabah işe git ve akşam eve gel...kendi fesadını yenilemek hususunda son derece muvaffak bir sistem olan kapitalizm (olamayan sistemler için bkz. doğu avrupa sosyalizmi)şimdi internetle şunla bunla daha iyisini bulmaya çalışıyor. oysa günde bir balık ve 100 gram pirinçle yaşanabileceğini düşünürsek (100 az mı oldu,200 yapalım,250 olsun son...taam lan gerekirse yükseltiriz o kısma takılma)yaptığımız çoğu şeyin belki hiç tanımadığımız bir başkasını zengin etmeye katkı sağlasa da ileri seviyede "lüzumsuz" olduğu sonucuna varabiliriz.
iki gün sonra bir mayıs,meydanlar kırmızı ve pembe...bu demin bahsettiğim sonuca varalım lütfen,çok da zor olmasa gerek. her sonuç bir anahtar,okuyucu,unutma bunu...
Saturday, November 19, 2011
Cennet ve Cehennem
ikisini de bilmem,bilemem...oturup babamla bir çay içmek ve geçen yılları hızlıca özetlemek istiyorum. zaman olursa birkaç şiirimi de okurum belki.öteki dünyadan anladığım bu kadar.
Saturday, November 05, 2011
NEZİH'E AĞIT
NEZİH'E AĞIT
Bak arkadaşların geçiyor
Zili çalacak mısın Nezih
Yemeğe başlayamıyoruz
Daha kalacak mısın Nezih
Berin TAŞAN
not: babam durur durur bu kısacık şiirin en sevdiği şiirlerden biri olduğunu söylerdi.
Bak arkadaşların geçiyor
Zili çalacak mısın Nezih
Yemeğe başlayamıyoruz
Daha kalacak mısın Nezih
Berin TAŞAN
not: babam durur durur bu kısacık şiirin en sevdiği şiirlerden biri olduğunu söylerdi.
Sunday, October 02, 2011
Bir mektuba Başlarken
"Sevgili Babacığım,biz burada çok iyiyiz" 1974 yılında eğri (ve hala düzelmeyen) yazımla yazmaya başladığım mektupların giriş cümlesiydi bu. Bir süre sonra endişelenip anneme "Gülseren, çocuk sürekli böyle yazıyor, bilmediğim bir sıkıntı mı var ? " diye sormuştun.
Şimdi yine yazmaya başlasam giriş cümlelerim böyle olmaz herhalde. Sen o soğuk akşamda çekip gideli beri biz burada hiçbir zaman "çok iyi" olamadık. Son bir söz hakkı verilse kafanı kaldırıp bana "oğlum annene iyi bak" derdin, onu da başarabildim mi bilmiyorum.
Otobüs yağmurlu bir sabah Viyana'ya yaklaşırken duyduğum heyecanı (bir yıldır görüşmemiştik ya) duymak istiyorum yeniden. Sana kavuşacağım günü hasretle bekliyorum.
Şimdi yine yazmaya başlasam giriş cümlelerim böyle olmaz herhalde. Sen o soğuk akşamda çekip gideli beri biz burada hiçbir zaman "çok iyi" olamadık. Son bir söz hakkı verilse kafanı kaldırıp bana "oğlum annene iyi bak" derdin, onu da başarabildim mi bilmiyorum.
Otobüs yağmurlu bir sabah Viyana'ya yaklaşırken duyduğum heyecanı (bir yıldır görüşmemiştik ya) duymak istiyorum yeniden. Sana kavuşacağım günü hasretle bekliyorum.
Tuesday, August 16, 2011
Sunday, July 10, 2011
ERGİN GÜNÇE'YE DAİR
ERGİN GÜNÇE'YE DAİR
Gelemedi,
Kürsüye çıkıp söyleyemedi
Yarım kaldı,
Takılıp kaldı sözü
Radyo spikerinin ağzından
Donuk bir kayıtsızlıkla çıkan
Ölüm haberlerine
O'nun için, "takılıp kalmış" dediler,
"Dünle gidene, ne varsa düne ait"
Oysa biliyordum,
Taşımaya çalışıyordu, vargücüyle
Yarına ulaşması gerekenleri
Geçmişin gizemlerinden
Taşımaya çalışıyordu
Yüzyıllardır biriktirdiğini insan emeğinin
Yirminci yüzyılın ayaklarının önüne
Adı tarihe yazılmayacak,
Ne bir kenti kurtardı yeni baştan
Ne bir meydan savaşı
Ne de bir seçim kazandı.
O yalnızca ömürlerden bir ömür harcadı
Doğruyu arayıp doğruyu anlatmak uğruna
Taşıdı sırtında bıkıp usanmadan
Yaşamın en güzel şiirini bulmak yükünü
Ve adının tarihe yazılmayacağını bildiği kadar
Biliyordu
Mezar taşlarının önemsizliğini
Yanıbaşında duran, o koskoca kentlerin
Ve mezar taşlarını değil,
Yaşamın kendisini anlatmaya çalışıyordu
O mezar taşlarının ardındaki.
Ama birgün
Gelemedi
Kürsüye çıkıp söyleyemedi
Yarım kaldı sözü...
Bir öğrencisi 17 Ocak, 1983
(Süheyla Acar)
Gelemedi,
Kürsüye çıkıp söyleyemedi
Yarım kaldı,
Takılıp kaldı sözü
Radyo spikerinin ağzından
Donuk bir kayıtsızlıkla çıkan
Ölüm haberlerine
O'nun için, "takılıp kalmış" dediler,
"Dünle gidene, ne varsa düne ait"
Oysa biliyordum,
Taşımaya çalışıyordu, vargücüyle
Yarına ulaşması gerekenleri
Geçmişin gizemlerinden
Taşımaya çalışıyordu
Yüzyıllardır biriktirdiğini insan emeğinin
Yirminci yüzyılın ayaklarının önüne
Adı tarihe yazılmayacak,
Ne bir kenti kurtardı yeni baştan
Ne bir meydan savaşı
Ne de bir seçim kazandı.
O yalnızca ömürlerden bir ömür harcadı
Doğruyu arayıp doğruyu anlatmak uğruna
Taşıdı sırtında bıkıp usanmadan
Yaşamın en güzel şiirini bulmak yükünü
Ve adının tarihe yazılmayacağını bildiği kadar
Biliyordu
Mezar taşlarının önemsizliğini
Yanıbaşında duran, o koskoca kentlerin
Ve mezar taşlarını değil,
Yaşamın kendisini anlatmaya çalışıyordu
O mezar taşlarının ardındaki.
Ama birgün
Gelemedi
Kürsüye çıkıp söyleyemedi
Yarım kaldı sözü...
Bir öğrencisi 17 Ocak, 1983
(Süheyla Acar)
Tuesday, June 28, 2011
Tekin Kipöz---Bir Kayıp Şair
ÖYLE BİR BALAD
(Böyle Aşk Konusu)
Ben oyum ya böyle aşk konusunda ellerini tutuyorum
gece-gündüz demiyorum sana gelmelerim denizlerde su oluyor
aslında iyice dönüyorum bakmalarım seninle olmazsam bu o değil
yavaştan geçiyorum ya Yüreğinden aman senin bu Yüreğin kadar güzelini görmemiştim hiç
(Bir Sıkıntıydım Önceden)
Bir sıkıntıydım önceden Truva gibi bir yerde Erdemle çürüyordum
bir Mekke sessizliğim vardı en azından insan yalnızlığım artıyordu bunu sevmiyordum
kötüsünden sararmış bir resim gibi doluyordum kentlerin herkese açık aynalarına
şey çizdin içime ben sana şaşakaldım tutup kapılarımı açtım
sen güzelde yıkanmış bir deniz Gülüsün ve hem şöyle esmerinden
daha ne istiyeym Truvayı Erdemleri benim gibi oraları biliyorsun ya
(O Sokak BU Sokak Gül Sokak)
İçime yağmur basıyor o sokak bu sokak Gül sokak geziyoruz ya
eliniz mısrada yanıma geliyor siyahtan kaçıp geliyor en çok
iyice yakıyorsun beni çıkıp oturuyorum gözlerine
olduğunca Mavisin beni bunca milyonların içinde daha çok o çorak Mavide buluyorsun
biz insanız ya başka bir şey değiliz hele bir Mısra değiliz hiç
(
Şimdi Yıldızlarımı Yakıyoruz)
Şimdi yıldızlarımı yakıyorum bütününden yüreğimde seni buluyorum
seni Amazonlardan alıp beni sevenlere getiriyorum
yavaştan geçiyorum ya Gözlerinden aman senin bu Gözlerin kadar güzelini görmemiştim hiç
Tekin Kipöz
(Pazar Postası 27 Temmuz 1958)
(Böyle Aşk Konusu)
Ben oyum ya böyle aşk konusunda ellerini tutuyorum
gece-gündüz demiyorum sana gelmelerim denizlerde su oluyor
aslında iyice dönüyorum bakmalarım seninle olmazsam bu o değil
yavaştan geçiyorum ya Yüreğinden aman senin bu Yüreğin kadar güzelini görmemiştim hiç
(Bir Sıkıntıydım Önceden)
Bir sıkıntıydım önceden Truva gibi bir yerde Erdemle çürüyordum
bir Mekke sessizliğim vardı en azından insan yalnızlığım artıyordu bunu sevmiyordum
kötüsünden sararmış bir resim gibi doluyordum kentlerin herkese açık aynalarına
şey çizdin içime ben sana şaşakaldım tutup kapılarımı açtım
sen güzelde yıkanmış bir deniz Gülüsün ve hem şöyle esmerinden
daha ne istiyeym Truvayı Erdemleri benim gibi oraları biliyorsun ya
(O Sokak BU Sokak Gül Sokak)
İçime yağmur basıyor o sokak bu sokak Gül sokak geziyoruz ya
eliniz mısrada yanıma geliyor siyahtan kaçıp geliyor en çok
iyice yakıyorsun beni çıkıp oturuyorum gözlerine
olduğunca Mavisin beni bunca milyonların içinde daha çok o çorak Mavide buluyorsun
biz insanız ya başka bir şey değiliz hele bir Mısra değiliz hiç
(
Şimdi Yıldızlarımı Yakıyoruz)
Şimdi yıldızlarımı yakıyorum bütününden yüreğimde seni buluyorum
seni Amazonlardan alıp beni sevenlere getiriyorum
yavaştan geçiyorum ya Gözlerinden aman senin bu Gözlerin kadar güzelini görmemiştim hiç
Tekin Kipöz
(Pazar Postası 27 Temmuz 1958)
Saturday, June 18, 2011

elimi koydum toprağa,yüzümde birkaç deniz
uyandım,kim bilir kaç yıl geçmiş üstünden
sanki sensin az önce öperek ayrıldığım
evin arkasında bahçe,dinmek bilmeyen rüzgar
daha o gün gelmedi sararan yapraklarda
yarım kalan sabahların yağmuru
isimleri silip atmış aklımdan
sebepsiz gülerdik bardaklar kırılırdı masamızda
sanki sensin az önce öperek ayrıldığım
uyandım,bilmeden kaç yıl geçmiş üstünden
soruyor çatıları usulca örten güneş
serçenin kim bilir kaç ömrü vardır?
16-18 haziran 2011
Subscribe to:
Posts (Atom)

