Tuesday, December 02, 2014

ERGİN GÜNÇE VE TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK'İN BASILAMAMASI İLE İLGİLİ ZORUNLU AÇIKLAMALAR ( I )

ZORUNLU VE BELKİ BİRAZ GECİKMİŞ BİR AÇIKLAMA:
I. ERGİN GÜNÇE 1983 YILININ OCAK AYINDA ARAMIZDAN AYRILDI. O GÜNE DEK YAYIMLANMIŞ BİR TEK KİTABI ( GENCÖLMEK-1964) VARDI. TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK'İ İKİNCİ KİTABI OLARAK DÜŞÜNÜYORDU, 1977 YILINDA ALMANYA'DA BİR PROTOTİP BASKI YAPIP CİLTLEDİK.1983 YILINDAKİ KAYBINDAN SONRA TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK, GENCÖLMEK VE DAHA SONRA DERGİLERDE ÇIKAN ŞİİRLER DE EKLENEREK 1983 YILININ MART AYINDA CAN YAYINLARINA GÖNDERİLDİ.BU DERLEMEYİ BEN YAPMADIM, ERGİN GÜNÇE'NİN EDEBİYATÇI DOSTLARI YAPTILAR. O NEDENLE EĞER 1988 CAN YAYINLARI BASKISINDA BİR EKSİK YANLIŞ VARSA BU BANA AİT DEĞİLDİR. BU BİR.
II. CAN YAYINLARI 1983 YILINDA ALDIĞI DOSYAYI NEDEN 5 YIL GİBİ UZUN BİR SÜRE BEKLETTİ BİLMİYORUM, EĞER ÇOK MERAK EDİYORSANIZ BUNU DA CAN YAYINLARINA SORUN LÜTFEN, BU İKİ.
III. CAN YAYINLARI 1988 BASKISINDAN SONRA NEDEN BİR BAŞKA BASKI YAPMADI, BUNUN DA MUHATTABI CAN YAYINLARIDIR, BU ÜÇ.
IV. ŞİMDİ DİYECEKSİNİZ Kİ, "CAN YAYINLARI BASMADIYSA BAŞKA BİR YAYINEVİNE VERSEYDİN BABANIN ŞİİRLERİNİ" EVET, 2006 YILINDA KADAR BANA BU KONU İLE İLGİLİ ULAŞAN ARAYAN SORAN TALEPTE BULUNAN OLMADI, BEN DE ELİMDE BİR DOSYAYLA YAYINEVİ KAPISI DOLAŞMAYI ERGİN GÜNÇE'YE BÜYÜK BİR SAYGISIZLIK OLARAK GÖRDÜM. BU DÖRT.
V.GELELİM BROY YAYINLARI MESELESİNE: BROY YAYINLARI ERGİN GÜNÇE'NİN ŞİİRLERİNDEN OLUŞAN İNGİLİZCE BİR SEÇKİYİ "A FLOWER MUCH AS TURKEY" ADIYLA 1995 YILINDA İZİN ALMADAN YAYIMLADI. İZNİ KİMDEN NASIL ALDILAR BİLMİYORUM,GEREKÇE OLARAK "AİLEYE ULAŞAMADIK" DEDİKLERİNİ ÖĞRENDİM. ANKARA TELEFON REHBERİNDE GÜNÇE SOYADLI İKİ TELEFON NUMARASININ ANNEME VE BANA AİT OLMASI SANIRIM BU ULAŞMA İŞİNİ ÇOK ZORLAŞTIRDI (!) BU BEŞ
SEVGİLİ DOSTLAR, İLK BEŞ MADDEDEN SONRA KISA BİR ARA VERME GEREĞİ DUYUYORUM, SİZLER DE AKLINIZA TAKILANLARI SORUN LÜTFEN. BU YAZIYA MADDELER HALİNDE DEVAM EDECEĞİM. (SANAL ORTAMLARDA BÜYÜK HARF BAĞIRMAK DEMEKTİR, KESİNLİKLE BAĞIRIYORUM BEN DE)

Wednesday, September 17, 2014

sabaha kadar uyumadım...doğru mu? yalan. sabaha kadar uyudum. 6 da uyandım, günün en güzel saatleri, sadece kuşlar var sokaklarda. gün insansız daha güzel. güzel olan ne varsa insan bozuyor. sabah altıbuçukta yol, yolda bir sürü otomobil. o saatte bile işe koşturan birileri var. yazık! o koşturmaya değecek bir ürün yok ortada çünkü. şöyle azıcık kenara çekilince havası kaçmış boktan bir memleketten başka bir şey çarpmıyor gözüme.

sabaha kadar uyudum,saat de kurmamıştım ama 6.03 de kendiliğimden kafamda öfkelerle, düşüncelerle ve endişelerle uyandım. bazısı hala devam ediyor.

sonra yine görüşürüz sevgili günlük. hayatta en hakiki mürşit ilimdir, bunu da yaz bir kenara.

Tuesday, September 02, 2014

Önce kuşlar geçti ve yeni bir sabahı söylediler
Farklı sesler birbirine karıştı,
okulların sokakların ayak sesleri

Açılıp kapanan kapıları duydum sonra

Bir yazı yazmıştım kendime, geceden
Sabah geldiklerinde bulsunlar diye

Bu sabah kırık bir bardak
Başucumda

Çoktan ölmüştüm
uyandığımda
ellerimle bir denizi aradım

--d--
işte sonra bir de baktım uzun bir yağmur tüm sabahlarımızı kapladı. soru beklemediğim yerden geldi. burayı ihmal etmişim, çok önemli birinden uyarı aldım.bazı insanların hatırı için sayısal bir değer yoktur, üzüldüm kendi kendime ve yeniden yazmaya başladım.

olanlar oldu,daha da fenası gitme dememize rağmen gidenler oldu. memleket daha fazla naylon ve plastikle kaplandı. arabaların egzozu herkes tersini söylese de daha fazla duman üfledi, gözlerim yandı. küçük bir ayaklanma hepimize iyi gelecek demiştim, o da öyle oldu.

sevgili günlük ve sevgisiz insanlık, sürekli yazacağım bundan sonra.

Wednesday, June 19, 2013

18 haziran 2013

Sen ortalığı ilaçlı suya ve gaza boğarsın, cam çerçeve bırakmaz revir otel hastane neresi varsa saldırırsın, çoluk çocuğu sokak ortasında tekme tokat yerlerde sürüklersin sokak aralarında pusu kurayım diye uğraşırsın, bu da yetmezmiş gibi iti kopuğu azdırıp ellerinde palalarla sokağa salarsın, sonra çıkıp televizyonlarda olabilecek en saçma açıklamaları yaparsın...adamın biri gelir tek başına durur karşında,aczini bir tokat gibi suratına çarpar. yapacak hiç bir şey bulamazsın,.
7 haziran 2013

Direnişin ilk gününden beri "benim için bitti" diyenlerle diyalog kurmaya çalışıyorum.(ilk gününde bitirmeye çalışanlar da başka bir ızdıraptır) Türkiye özlediği sivil topluma belki de bu direnişin sonunda ulaşacaktır. Farklı kesimlerden birbirini dinleyenler anlamaya çalışanlar var...bu bizim için çok yeni bir durum. Bunu hızlıca bitirmesek de azıcık devam ettirsek daha iyi sanki. Daha bu akşamüstü biri beni BDP'li olmakla suçladı hiç alakam olmadığı halde. Aldırmadım.İnsanların birbirini suçlamadığı bir ülkenin izini sürüyorum. Bu kalkışmayı herkes başka yöne çekecektir, ben sürekli sokaklardayım ve sokağın dili yeterince temiz.İsrail'in Ermeniler'İn bu eylemi desteklediği ve bu eylemin o anda bittiği söylemleri var. Benim İsraillilerle ve Ermenilerle hiç bir meselem yok, benim meselem ırkçılarla. Meselem kendi ırkının varlığı için bir diğerinin yok olmasını isteyebilenlerle.

Yarın İmralı'daki kişi "eylemleri destekliyorum" diyecektir sipariş üzerine merak etmeyin. Biz İsrail ya da İmralı için değil doğru dürüst bir memlekette yaşamak için sokaklardayız. Eylem kırıcılığı yapmayın, dürüstçe "bıktım sıkıldım eve gidiyorum" deyin. Zaten vicdanınız dışında sizi kimse eyleme zorlamıyor, bahane yaratacağınıza gidin vicdanınızla hesaplaşın.

2 haziran 2013

meseleyi merkezden ve sağdan teorize edenlere bakarsan haklı başlamış bir çevreci eylemmiş ama artık saldırganlığa dönüşmüşmüş,marjinal gruplar filan da karışmış kalabalığa, hem daha önce on binlerce ağaç kesilmişmiş de ona kimse ses çıkartmamış bunlar hep maksatlı imiş. meseleyi soldan teorize ediyorum zanneden tatlı su sosyalistlerine göre ise olaylarda kontrol ergenekon, chp, ulusalcılar ve darbeciler gibi grupların eline geçince eylem zaten o anda anlamını yitirmiş. 
ya kardeşim, bi hassiktirin be!
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

biber gazı gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
çevikler beni sevmiyordu bilirdim
bir sevdikleri vardı duyardım
öfkeli bir adam kendince
dengesizin biriydi fikrimce
ne vakit televizyonda görsem
beni öldüreceğinden korkardım
felâketim olurdu ağlardım

ne vakit taksimden geçsem
meydanda hep tomalar olurdu
ağaçlar kuşlar ölürdü
gaz bulutu aklımı alırdı
sessizce bir karbonat sürerdin
gözlerin ağzın yanardı
toma bir su sıkardı
ıslanırdım içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

akşamlar polis saldırısıyla biterdi
isimsiz çocuklar kan içinde yatardı
Beşiktaştan bir toma giderdi
sen kalkıp ondan kaçardın
benzin mum gibi solardı
sabaha kadar şubede kalırdın
dengesizin biriydi fikrimce
konuştu mu cenazeye benzerdi
hele üstüne tomaları saldı mı
felâketim olurdu ağlardım
isyan çıktı lan memlekette...en son isyana Müslüm Baba'nın Gülhane konserinde şahit olmuştum. yazdım ben de, yazma diyen de oldu, daha çok yaz diyen de...ikisini de sallamayıp kendi bildiğimce yazdım. hele bir toparlasam ayaklanma notlarını şuraya döksem. az bekle lan olmayan okuyucu, az bekle.

Saturday, October 20, 2012

12'lerden bir Eylül

12 Eylül, melodisini postal topuğundan alan rezil bir sonbahar günüdür. 

12 Eylül, saçları sıfıra vurulmuş hâlde eve dönen babamın derin sessizliği, sızlayan ruhu ve çürümüş diz kapaklarıdır. 

12 Eylül, sözlüğünde insan yazmayan, duvarları kanla yıkanan cezaevidir. 

12 Eylül, işkence odalarında elektrikle, suyla, askıyla, copla ve erkeklik organıyla çok çeşitli deney yapabilme yetisi kazanan polistir

12 Eylül, hangi şehrin hangi toprağı altında çürüdüğü bilinemeyen sayısız cesettir. 

12 Eylül, sevdikleri insanları sonsuza kadar yitiren yaslılar korosudur. 

12 Eylül, üniformalıların halay başı olduğu aklın kökünü kurutma festivalidir. 

12 Eylül, leopar desenli ayakkabısının topuğu kaldırıma takılmadığı müddetçe sesi çıkmayan politikaçoksıkıcıgillerdir

12 Eylül, içi boşaltılmış eğitim fakülteleri, gecekondu çocuklarını medeniyet öğrensinler diye alışveriş merkezlerine götüren öğretmenlerdir. 

12 Eylül, İslâmî bisiklet önerisi, kadını uçkur merkezli ele alan bilimsel makale, kızını dövmeyen dizini döver diyen sosyoloji profesörüdür. 


12 Eylül, okunamayan kitaplar, izlenemeyen filmler, yazılamayan yazılardır. 


12 Eylül, dini bütün nesil yetiştirme projesinin başlangıcıdır. 


12 Eylül, zorbalık narkozu enjekte edilen hayattır. 


12 Eylül, apoletlerine kurban olduğunuz Cumhuriyetçi askerlerin bugünün iktidarına bir zamanlar nasıl kol kanat gerdiğini anlayamamanızdır. 


12 Eylül, içinize kaçmış belleksizlik, uyuşukluk, menfaatçilik ve vurdumduymazlıktır. Görmezden geldiğiniz bok çukurunun adıdır 12 Eylül. 


Kutlu olsun.





Seda Başer 

Wednesday, July 04, 2012

yapayanlız bir sıkıntı
büyür gider içimde
her temmuzun ikisi
bir başka yangınyeri

Tuesday, July 03, 2012

geceyi gündüzü deşip seni ararım
sokaklar uzun, yürü ölülerin üstüne basmadan

iki elim var kessem atsam birini önlerine
belki durulur ağaçlardan tüten bu duman
bitmedi kaç yıl oldu,bağırarak uyanırım uykumdan

yan sıvas yan,bitmiş kalbimle sabaha kadar

Sunday, May 06, 2012

MAYIS GÜNLERİ İÇİN AĞIT




II.

Ortalık karışıktır
Tabanca çekmek zorunda bırakıldık
Bir tarih de biz düşelim
İşe başlamanın tam da sırası
Aşk gitti, başka Kaleler kaldı geriye

Ortalık karışıktır
Ezanda Çocukları asabilirler
Aysız ve Kanla ısıtılmış Gece
Bir Mayıs gecesi belki de

Ortalık karışıktır
Şiir de barut kokuludur artık
Kelimeler ölüp gidiyor Usta
Gül boğuldu, Zulüm atını aylandırdı

Ortalık karışıktır
Yusuf’un ütüsüz bir gömleği bizde
Hüseyin yüzümde bir rüzgâr Hüzün kaldı
Deniz bir koyu ateşle tutuşup yandı işte

Ortalık karışıktır
Halûk koşarak geldi bir Gazeteyle
Susmaya başladım birden
Düştüm ve soludum devedikenler içine

Ortalık karışıktır
Yazların ve Güzlerin acemi sözleriyim
Her şeyi yarım kalmış bir İkindi Kuşunun
Tek başına yuvasına dönüşüyüm artık

Ortalık karışıktır
Suratım yağmurla hırpalansa da
Gidip Nar çiçekleri serpmeliyim
Uzun ve Genç uykuları üstüne

Ortalık karışıktır
Şiir bile Tabanca çektirirken
Bir Tetik, birdenbire bir Tetik
Kol düştü, başka Kaleler kaldı geriye
Özetle: üretim ve tarih ötesi bir suratın mülk sahibi
Kaçar, nefesi tüketir ve saklanır

Ergin Günçe


Saturday, April 28, 2012

şu blogun sisteminin formatının sağıyla soluyla oynamasanız olmaz mı lan...benim gibi güç öğrenenleri,öğrendiğini kolay unutanları kimse düşünmez mi bu dünyada.ne zaman "size iyilik yapıyoz,yeni bilmemneye geçiyoz" yazısı çıksa bana ızdırap...zırt pırt değiştirirken bir boku insan olsanız 2 dakika da "kardeş,istemiyorsan bozmayalım ayarını eski usül takıl sen" diye bir buton da ekleseniz ya..yavşaklar sizi... kimin okuyup ne anladığına akıl erdiemediğim bu bloga kasım ayından beri yazmamışım...yazacak şey olmadığından değil,muhtemelen "yazsam ne yazar yazmasam ne" adlı fikri hastalığın içimde derinlerde biryerlere sirayet etmesindendir. dünya bu blogların,daha da eskilere gittiğimizde postakartlarının,küçük zarfların ve mektupların etrafında dönmüyor.oysa eskiden bu durum tümüyle farklı idi.belki bir ara üşenmem de anlatırım. sabah işe git ve akşam eve gel...kendi fesadını yenilemek hususunda son derece muvaffak bir sistem olan kapitalizm (olamayan sistemler için bkz. doğu avrupa sosyalizmi)şimdi internetle şunla bunla daha iyisini bulmaya çalışıyor. oysa günde bir balık ve 100 gram pirinçle yaşanabileceğini düşünürsek (100 az mı oldu,200 yapalım,250 olsun son...taam lan gerekirse yükseltiriz o kısma takılma)yaptığımız çoğu şeyin belki hiç tanımadığımız bir başkasını zengin etmeye katkı sağlasa da ileri seviyede "lüzumsuz" olduğu sonucuna varabiliriz. iki gün sonra bir mayıs,meydanlar kırmızı ve pembe...bu demin bahsettiğim sonuca varalım lütfen,çok da zor olmasa gerek. her sonuç bir anahtar,okuyucu,unutma bunu...

Saturday, November 19, 2011

Cennet ve Cehennem

ikisini de bilmem,bilemem...oturup babamla bir çay içmek ve geçen yılları hızlıca özetlemek istiyorum. zaman olursa birkaç şiirimi de okurum belki.öteki dünyadan anladığım bu kadar.
gece karanlık bahçelerde yürürken
aynada kendi suretine küsen
insanlara rastladım

Murat Koçak Can'a

birgün suretimden kaçacak olsam ,
yaralı çıplak ayak
murat dağına saklanırım

Saturday, November 05, 2011

NEZİH'E AĞIT

NEZİH'E AĞIT

Bak arkadaşların geçiyor

Zili çalacak mısın Nezih

Yemeğe başlayamıyoruz

Daha kalacak mısın Nezih

Berin TAŞAN

not: babam durur durur bu kısacık şiirin en sevdiği şiirlerden biri olduğunu söylerdi.

Sunday, October 02, 2011

Bir mektuba Başlarken

"Sevgili Babacığım,biz burada çok iyiyiz" 1974 yılında eğri (ve hala düzelmeyen) yazımla yazmaya başladığım mektupların giriş cümlesiydi bu. Bir süre sonra endişelenip anneme "Gülseren, çocuk sürekli böyle yazıyor, bilmediğim bir sıkıntı mı var ? " diye sormuştun.

Şimdi yine yazmaya başlasam giriş cümlelerim böyle olmaz herhalde. Sen o soğuk akşamda çekip gideli beri biz burada hiçbir zaman "çok iyi" olamadık. Son bir söz hakkı verilse kafanı kaldırıp bana "oğlum annene iyi bak" derdin, onu da başarabildim mi bilmiyorum.

Otobüs yağmurlu bir sabah Viyana'ya yaklaşırken duyduğum heyecanı (bir yıldır görüşmemiştik ya) duymak istiyorum yeniden. Sana kavuşacağım günü hasretle bekliyorum.

Tuesday, August 16, 2011

ONCA YIL DAĞINDA GEZDİM
HASTAYIM BİR KURU OTUNA