Sunday, November 12, 2006

Pazar sabahını bundan daha iyi anlatanşarkı daha yazılmadı...Yazılması da zor bence...Velvet Underground a kulak verelim. Kendi radyomu açtığımda her pazar sabahı saatbaşı bu parçayı çalacağım.

dadal.

Sunday morning
Brings the dawn in
It's just a restless
feeling by my side
Early dawning
Sunday morning
It's just the wasted years
so close behind
Watch out the world's behind you
There's always someone around you
who will callIt's nothing at all
Sunday morning
And I'm falling
I've got a feeling
I don't want to know
Early dawning
Sunday morning
It's all the streets you crossed,
not so long ago
Watch out the world's behind you
There's always someone around
you who will call
It's nothing at all

Saturday, November 11, 2006

For the psuedo heroine I once knew:

the wisdom of the clocks and their joyfull tic tocs
the glitter in your eyes is gone
when you keep on smiling I see the teeth but not the soul

imitation diamonds swept under the heavy rain
nothing left here I see, but your stupidity remains.

dadal.

Thursday, November 09, 2006

III.
ben bir yaşındaydım
seni vurduklarında
uzaklarda bir yerde

Tüm bu gelgitler boyunca
Hiç büyümeden oturdum
televizyonun önünde

Suya düşmüş bir kapsül gördüm
soğuk bir akşamüstü
ya da düşümde

dadal (teknoloji insanlığın hizmetinde)
bir zaman sonra zaman da
zaman tanımaz olur kendine
o zaman tam o zaman
acımaz ellerime batan çizgiler

gözlerimle mil çekip geçmişe
işte zaman o zaman
bir zaman daha sonra zaman
başlar kendi içinde dönmeye
az evvel buhar olan damlalar
zamansız yağan ikindi yağmurundan

dadal
26.o7.2002 (yaz zamanıydı ve sıcaktı)
bazı günler düğmeleri eksik
cepleri kenarından sökülmüş cekedimle
geçerken yorulduğum sokaklarda
oturup aklıma daha önce hiç
gelmeyen şeyleri düşünüyorum
uzuyor, uzuyor, uzuyor
eski duvarları sarı boyalı evlerin

belki de bir süredir traşsız yüzüm
iki üç haftadır sessizim
belki de bir süredir
kendimden ayrı yaşıyorum
koyungözü sokağında, hamamönünde

09.05.2000

dadal ( o vakitler daha yaşlıydım)
Düşte Görülen Aslan

Ben demin düşümde
beyaz bir aslan gördüm
Onun boynuna sarıldım
Onu sevdim,
Onu öptüm.

E.Cem Günçe
(2000 yılının bahar ayları olmalı,
minicikti o zaman, 2.5 yasindaydı)

Wednesday, November 08, 2006

GÜNLERDEN EYLÜL, AYLARDAN ERGİN GÜNÇE

Günlük şarabımız bir maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde

Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı bulduğumu

İstersem bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor

İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir

Günlük peynirimizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum

Günlerden Eylül, aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum

Ergin Günçe
1981

neden "telefon edilemeyen" bir yere gittin ki...sürgüne gittiğin Amasya bile bu kadar uzak değildi...

dadal
Hayatı çözdüm sananlar, aşkı bildim diyenler (en çok da bu iki gruba sinir oluyorum, en bilinemeyecek şeylere atladıkları için)...laaa bi s**tirin gidin laaa...bana sayısaldan bu hafta çıkacak altı sayıyı da söylesenize laaa...aaa nooldu neden sustunuz evladım...geleceği bilemediğiniz için mi...lan geri zekalı geleceği bilmedikten sonra neyi biliyorsun lan...aşkın ne olduğunu yazarlar şairler bilemiyor da sen mi biliyorsun lan...hayatın nesini bağlamıştın da neresinden çözdün lan...önce bir ev geçindir doğalgaz açtır su bağlattır kapıcıya ekmek parası ver her sabah haftada üç gün alışveriş, hah yap bakııym bunları, aferin bak ne güzel... aşk gelir yetişir arkadan mecali kalırsa merak etme....

Başkalarına dayanıp yaşayan insanlar...neznimde zavallıdır...ettiği kelam da zavvalının kelamıdır...kızmak değil acımak lazım, bak yine ben hatalıyım...

öfkeli bir dadal oldum . yakında nükleer bir patlamaya sebep bile olabilirim.

Tuesday, November 07, 2006

Anladım ki en dayanamadığım şey insanların aptal olması...bunu salt bir zeka sorunu olarak görmüyorum.Mesela şakadan anlamamak, her şeyi biliyorum sanmak da çok belirgin birer aptallık göstergesi. Hayatın, üstelik sonunda biyolojik yenilginin kaçınılmaz olduğu hayatın önceden görülen miktarının yarısından azını yaşadığı halde hayat hakkında herşeyi bildiğini sananlar var. Bunlar aptaldır mesela. Başı ağrımadan 3-5 kıçıkırık ilişki yaşayıp aşkı öğrendim sananlar var, bunlar da aptaldır. Orduların yüzyıl çarpışıp ele geçiremediği şehirleri bir seyahatte fethettim sananlar var. Bunlar aptaldır. Ben akıllı mıyım peki? Hayır, aptallar için vakit harcadığıma göre, ben de onlar kadar aptal olmalıyım. Şimdi birisi çıkıp bu yazıyı okur, bana ulaşır "beni mi kasdettin" der ise eğer...bilin ki o da aptaldır. O nedenle yapmam gereken şey "evet, o yazıyı senin için yazdım..."demektir.

Çok fazla aptallığın arasında akıl ortaçağdan sonra bir kez daha az görünen güneşler gibi parlıyor.

dadal.

Friday, November 03, 2006

trenin penceresinde görünen geceyarısı kentleri
isimsiz kentler, bahçelere gömen ölülerini

dadal.

("teknoloji insanlığın hizmetinde"den alıntı)
bir şarkıyla başlayacak devrim
denize açılacak bütün sokaklar
bir gümüş balık, uzak ağlarda
uykularında, serin ırmaklarda yüzen çocuklar

dadal.

(sokakların denize açılması hadisesini başkası önceden yazdı, yine de arak değil onu da söyliyeyim...Sokağın Deniz çıkmasının ne olduğunu iyi bilirim Amasra günlerimden)
bir mektup gelir uzaktan
açıp bakamam meraktan
yürürüm yabancı yüzlerden
isimsiz sokaklardan

dadal

(federal almanya'da yalnız geçen yıllar için...)

Tuesday, October 31, 2006

Giresun'da doğan babama

Gece geçtim doğduğun şehirlerden
adını bilmeyen yüzlerden,

seni hiç tanımamış
duvarları yosun sarmış evlerden

bu şehirde doğdum işte derdin
şimdi benimle olsaydın

nedense cok uzakta
başka bir şehrin adı yazılı

seni her bakışta güldüren
solgun kimlik kağıdına

19 mart 2004

dadal

Monday, October 30, 2006

ay ışığı süzülürken kurumuş dalların arasından
içimdeki bosluğa doğru uzanan
sessiz bir gölgedir zaman.

d.

2003 senesinde yolda
(o sene zaten yollarda geçti)
44.Yıldızlar Nerede Saklanır

Ay düşüyor suya bir gölge gibi
ipe diziyorum biberleri, günleri,yağmurlu ikindileri
Sonra kar başlıyor gri bir kentin sokaklarında

eski kumaşlara değiyor ellerim
büyük bir düşün yağmuru çarparken camlara
önümü ilikliyorum bütün yalnızlıkların karşısında

bakıyorum daha çok var güneşin doğmasına
Bir ışık, giderek artan odaların içinde
bir ışık, gölgesini yüzünden alan

Yollar uzayıp giderken kentin karanlığına
Yıldızlar gece bir fenere saklanir.

dadal
23.02.2000

Saturday, October 28, 2006

35.SOLuk YÜZler albümü.

ve işte yeni bir yağmurun sonunda
yine aynı yüzler kalbimin aynasında

yeni bir söz söylemeyen soluk yüzler
avcumla ıslanan camları silince görünen

öndeki kuru bahçede sessiz yürüyen
başlarını önlerine eğmiş yorgun yüzler

babasının ceketini giyerek okula gelen
çoktan sararmış çocukların yüzleri

elleri ceplerinde yürüyen ağaçlı yolda
soğuk terler döken yüzlerinden birisi

ve işte alındı yerin, bir çekmeceye saklandı
soluk yüzler albümündeki fotoğrafların senin.

sonra yavru bir kedinin yüzüyle ıslak burunlu
oturdum taş avluya açılan kapının önünde


Dadal

Thursday, October 26, 2006

tüm alışkanlıklar karşılıklıdır
yüzler saklanır uzun geçmişe

gece görmeyen gözlerimle ileri
bakarak uzatıp kısaltan zamanı

tüm alışkanlıklar karşısında ben
yüzler saklanır cevizden bir dolaba

26.10.2006

(ne demek bu be?)
daha ne kadar küçülebilir
cebimde gezdirdiğim resmin
her vapura binişimde çıkarıp
kimse görmeden usulca
okşadığınm suretin.

d.
26 ekim 2006

(bir ay sonra yaz gelecekmiş...öyle diyorlar)

Thursday, October 12, 2006

52.
Yaşam, günlerin yerlerini
birbirine karıştıran bir oyun

Arabanın silecekleri,
yeşil ışık, beklemek,
hareket etmek.

Hareket, camlarda su damlaları, izler,

Yağmurlu, puslu, alabildiğine
sonsuz bir
caz türküsü.

Monday, October 09, 2006

ellerinde çıngırak , sönmüş bir fener alayı
unutulmuş gecelerden akarak kuytulara
ismi hiç bilinmeyen yıldızların altında
utanılacak bir isyanı satıyor sokaklarda

d.

(yeni ayağa kalktım ve başım dönüyor)